Okmeydanı Halkevi Eğitim Hakkı Atölyesi’nin çağrısıyla bir araya gelen veliler Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için dilekçe verdi. Atölye katılımcısı veli, öğretmen ve öğrenciler ilçe milli eğitim müdürlüğü önünde de “Zorunlu din dersleri kaldırılsın” diyerek eylem yaptı
Okmeydanı Halkevi Eğitim Hakkı Atölyesi, eğitimin piyasalaştırılması, gericileştirilmesi ve eğitimde güvencesiz çalışmaya karşı verdiği mücadelede bugün de zorunlu din derslerinin kaldırılması için eylemdeydi. Atölyenin çağrısına uyan öğrenci velileri, bugün (28 Şubat) Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne giderek çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için bireysel başvuruda bulundu.
Saat 15.30’da ilçe milli eğitim müdürlüğüne giden öğrenci velileri, öğretmenler ve öğrenciler toplu olarak dilekçelerini sundu.
Daha önce Danıştay’ın ve AİHM’in konuyla ilgili aldığı kararlara atıf yapan dilekçede “çocuğumun müfredatta bulunan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulmasını istiyorum” ibareleri yer alıyor.
12 Eylül’ün işini AKP devam ettiriyor
Dilekçelerini ilçe milli eğitim müdürlüğüne teslim eden veliler, öğretmen ve öğrencilerle birlikte kapı önünde basın açıklaması düzenledi.
“Gerici, ırkçı, cinsiyetçi eğitime hayır. Zorunlu din dersleri kaldırılsın” yazılı pankart açan grup adına basın açıklamasını Mehmet Demirtaş okudu. Demirtaş, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin 12 Eylül sonrası anayasaya girdiğini belirterek başladığı konuşmasına; “Laik devlet, tüm dini inançlara ve inançsızlara eşit mesafede olmalıdır. Zorunlu din dersi eğitimi ile toplumun tüm kesimleri tek yanlı bir din eğitimine tabi kılınarak, Türkiye toplumu dinsel esaslara göre yeniden şekillendirilmeye çalışılmaktadır” sözleriyle sürdürdü.
Demirtaş, 12 Eylül darbesiyle gelen zorunlu din eğitimini AKP iktidarının daha da yaygınlaştırdığını belirtti. Okul öncesi eğitimde ve otistik çocukların eğitiminde zorunlu din dersi uygulamalarını örnek gösteren Demirtaş, “AKP’nin toplumu gericileştirme konusunda ne kadar ciddi olduğu ortada” dedi.
Etek boyları bile AKP’li kadrolarca belirleniyor
Açıklamasının devamında etek boyları ile kız-erkek öğrencilerin arasına mesafe sınırı koyulması gibi uygulamaları anımsatan Mehmet Demirtaş, eşit, parasız, bilimsel, ana dilde eğitim talebini her fırsatta dile getireceklerini belirtti.
Demirtaş açıklamasına “Öğrenci, öğretmen ve velileri bir araya gelerek eğitimde piyasalaşmaya, gericiliğe ve güvencesiz çalışmaya karşı, eğitim hakkına sahip çıkmaya, Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisleri’nde mücadeleye çağırıyoruz” diyerek son verdi.
Grup, eylemi dilekçelerin takipçisi olacaklarını belirterek bitirdi.
Yıllardır vergisini/faturasını ödedikleri, kahrını çektikleri evler için mahallenin cevabı net: Kendi evimize kira ödemeyeceğiz, evimizi tekrar satın almayacağız Mahmut Şevket Paşa Mahallesi halkı ecrimisil* sorunuyla iki yıl önce tanıştı. Yıllar önce emekleriyle aldıkları evlerin arazisinin tapuda Mehmet Behçet isimli şahsa ait görünmesi ve bu şahsın da ortalıkta olmaması üzerine Kayyum İdaresi (Hazineye bağlı) devreye girdi. Sahipsiz görünen arazileri geçici olarak yöneten Kayyum İdaresi yıllardır evlerinde yaşayan hak sahiplerine işgalci olduklarına dair kâğıtlar gönderip geriye dönük işgaliye bedelleri istedi. Ecrimisil mağduru mahalleliler bir süre muhtarlık ve belediye arasında mekik dokudu. 2 yıl boyunca yetkililer tarafından oyalanıp bir sonuç alamayınca ve haklarında açılan davalar aleyhlerine sonuçlanmaya başlayınca barınma haklarına sahip çıkmak amacıyla harekete geçtiler.
Önce birkaç binada yaşayan konut sakinlerinin katılımıyla gerçekleşen toplantılar giderek genişledi. Yapılan çalışmalar sonucunda aynı durumda olan daha çok eve ulaşıldı ve Halkevleri Barınma Hakkı atölyesinden bir şehir plancısının, Halkevleri Hukuk Biriminden avukatların ve Şişli Belediyesi’nden bir meclis üyesinin katıldığı 80 kişilik geniş bir toplantı yapıldı. Bu toplantının sonucunda her binadan iki kişinin katıldığı bir komisyon oluşturuldu. Komisyon şubat ayında yapılacak olan Şişli Belediyesi Meclis toplantısına katılma kararı aldı.
7 Şubat günü Şişli Belediyesi Meclis toplantısına hep beraber giden mahalleliler meclis üyelerinin koltuklarına oturup sorunlarını anlattı. Belediyenin hukuk işlerinden sorumlu başkan yardımcısının, imar planlamadan sorumlu müdürünün de katıldığı toplantıda belediyenin neler yapabileceği konuşulurken halk da taleplerini aktardı. Belediye konuya dair çeşitli sözler verirken ecrimisil mağduru mahalleliler de bu sözlerin takipçisi olacaklarını söylediler.
Mahalleli 12 Şubat günü bir kez daha toplanıp hem belediye de yapılan görüşmeyi değerlendirdi hem de bundan sonra yapılacakları konuştu. Bu sorunun çözümünün örgütlü olmaktan geçtiği artık herkesin ortak fikri olmuştu. Yapılan konuşmalarda mahalleliler, yıllarca yaşadıkları evlere kira ödemek de, o evleri yeniden satın almak da, mahalleyi terk etmek de istemediklerini dile getirdiler. Kısa süre önce açıklanan Beyoğlu Koruma Planın’ın Şişli bölgesine etkileri üzerine konuşuldu ve kentsel dönüşüme karşı barınma sorununu yaşayan herkesle bir arada olmalıyız denildi. Ecrimisil mağduru mahalleliler hem aynı sorunu yaşayan daha çok insana ulaşmak hem de bu sorunu her yerde eylemlerle/etkinliklerle duyurmak için bir hareket planı çıkardı.
Salih
*Ecrimisil: Bir malın sahibinin rızası dışında ve onun bu malı kullanmakla bir zarara uğrayıp uğramayacağı sözkonusu olmaksızın bu maldan, işgal tasarruf veya her ne şekilde olursa olsun yararlanması sebebiyle fuzuli şagil tarafından ödenen veya idarece talep edilen tazminattır.
İstanbul' un ulaşım sıkıntısı bitmek bilmiyor. Henüz bir yıl önce metrobüse yapılan zamların ardından İstanbul halkının neredeyse hergün turnikelerden atlayıp metrobüse ücretsiz binmesi ve sık sık İstanbul Büyükşehir Belediyesi' nin kapısına dayanması büyük bir kamuoyu yaratılmış, Halkevleri'nin açtığı dava sonucu yargı yürütmeyi durdurma kararı almış ve mahkeme ulaşım zamlarını geri alınmıştı. Ancak daha üzerinden bir yıl bile geçmeden İstanbul' da ulaşım araçlarının tümüne % 100’e varan oranlarda fahiş zamlar yapıldı. Buna bir de İstanbul trafiği eklenince İstanbul' da ulaşım çekilmez bir çile haline dönüştü. Biz de bu durum üzerine altı farklı mahallede onlarca insana İstanbul' da ulaşımda karşılaştıkları sorunları sorduk.
Çıkan cevaplara bakarsak en önemli sorun trafik yoğunluğu ve bilet fiyatlarının yüksekliği. Sefer sayılarının yetersizliği, araçlar eski ve bakımsız olması da dillendirilen sorunlardan. Bir diğer önemli sorun da metrobüs duraklarının yetersiz olması. Metrobüs durakları mahallelere çok uzak olduğu için İnsanlar genelde çift vasıta kullanıyor. Metrobüsden sonra ikinci bir araca binmeye ihtiyaç duyuluyor ve bu durum İstanbul trafiğinde insanların günde yaklaşık iki saatlerini yolda geçirmelerine neden oluyor.
Başbakan her ne kadar "Dünyanın neresinde ulaşım parasız" dese de, röportaj yaptığımız halkın büyük kısmı “Ulaşım sorunu nasıl çözülebilir” sorumuza şu cümlelerle yanıt veriyor: “Ulaşım devlet tarafından parasız sağlanmalı, araçlar bakımlı ve konforlu olmalı. Toplu ulaşım sisteminde kâr amacı güdülmemeli ve kullanımı özendirilmeli. Sefer sayıları artırılarak yollar genişletilmeli ve özel araç sayısına sınırlandırma getirilmeli.”
Veli
Haliç tersanesinde bir taşeron şirkette çalışan işçiler, aylıklarını iki ay gecikmeli almışlar. Tersane ödeme yapmadığı için aylıkların geciktiğini söyleyen taşeron şirketin foyası, maaşların alındığı gün ortaya çıkmış. Çünkü başka planlar dönüyormuş işin içinde. Bu planların hesaplanması ve uygulanması iki ayı bulmuş ve paralar gecikmiş. Devlet, her sigortalı işçiye vergi iadesi ve çocuk parası adıyla 60 TL yalandan ödenek ayırıyormuş. Günde 2 TL’ye gelen bu ödenek taşeron şirketin gözünde çok büyümüş olacak ki, devletden alınan vergi iadesi ve çocuk parasını maaşın içinde gösterip kişi başı 2 TL’yi cebe indirecek kadar soyguncu olmuş. Bunun hesabını da o kadar inceden yapmışlar ki, günlüğü 60 TL olan işçinin yevmiyesini 58 TL’ye düşürüp devletden alınan 2 TL’yi üstüne eklemişler ve sanki işçilerin parasında hiç oynama olmamış gibi 60 TL günlük ücret dengelenmiş.
Maaşları alan işçiler ilk bakışta bunun farkına varamamışlar tabii çünkü aylıklarında hiç bir eksiklik yokmuş. Günlük 60 TL’ye anlaşmışlar ve anlaştıkları gibi de günlük 60 TL’yi almışlar. Ama taşeron şirketin işçilerin vergi iadesi ve çocuk paralarının hesabını soracağı hiç aklına gelmemiş. Tabi ki taşeron şirketin aklına gelmeyen bir işçinin aklına gelmiş ve aylığın alındığı gün “Arkadaşlar günlük 2 TL vergi iadesi ve çocuk paramız neredeeee?" diye ortaya bağırmış ve bir anda herkes "Paralar neredeee?" diye çıkışmaya başlamış. Sonra herkes patrona gitmiş ama patrondur bu, bulur bir yolunu sıyrılır. "Benim bir bilgim yok arkadaşlar, vereyim numarasını arayın siz Sosyal Güvenlik Kurumu’nu. Hiç boşuna bana ‘ara’ demeyin, Beni azarlıyorlar parayı yatırdık diye." İşçiler de 2 milyondur, gerek yok aramaya diye vazgeçmişler haklarından ama o 2 milyoncuklar patrona ayda 2400 lira olarak gelmiş. Çünkü 40 işçi den günde 2 TL kesilince ayda 2400 lira yapıyormuş ve bu para çatır çatır yeniyormuş.
Aman başımızdan eksik olmasın patronlarımız, onlar olmasa biz naparız? Mazallah tersanelerde o kadar adam ölüyor da hiç bir çözüm üretilmiyor. Bizden günlük 2 milyoncuk kesmişler çok mu, yok canııımm bizim maaşımızdan kırpmasalar, sizi geç saatlere kadar çalıştırmasalar nasıl kâr edip de kazanacaklar, nasıl bu sistemin çarkında dönecekler değil mi? Aman sesinizi çıkarmayalım şişşşşt gece gündüz çalışalım, alalım asgari ücretimizi oturalım şükredelim, bunu bulamayanlar da var.....
Veli (Tersane işçisi)
Bir ulusal gazetenin İstanbul ekinde çıkan haberde Okmeydanı’nında 14 bölgenin sit alanı ilan edildiği haberi yer aldı. Sit alanı ilan edilen alanların toplamda 140.000 metrekareden oluşuyor ve yaklaşık 12000 kişi burda ikamet ediyor. Okmeydanı açık hava müzesi olacak başlıklı haberde bu alanların yapıdan temizleneceği bildiriliyor.
Gazete haberi sonrasında yıkım tehditi mahallenin gündemi haline geldi. Geniş katılımlı bir halk toplantısı yapıldı. Kentin göbeğinde yer alan Okmeydanı semti şu an çok değerli br arazi üzerinde bulunuyor, Okmeydanılılar ise evlerinin derdinde rant projeleri karşısında bir araya geliyor.
İstanbul’un emekçi mahallelerinden olan Okmeydanı’nda neredeyse hiçbir evin tapusu yok. Yıkım bu mahallede yaşayanlar için sürekli bir tehdit oluştursa da son günlerde gerek Kadir Topbaş’ın ‘Fikirtepe tamam sırada Zeytinburnu, Okmeydanı, Esenler var(Radikal,18 Ocak 2011)’ şeklindeki açıklaması gerekde Okmeydanı’nı açık müze olmasıyla ilgili gazetelerde yer alan haberler bu tehdidin çok uzakta olmadığını gösteriyor .
Okmeydanı Çevre Koruma Derneği’nin çağrısıyla yapılan toplantıya yüzlerce Okmeydanılı katıldı. Halk bu haberlere karşı bir arada durmak gerektiğinde uzlaştı. Toplantıya katılan çevre mühendisi ve hukukçular Okmeydanı’nda ciddi bir rant olduğundan bahsedip yıkımların sit alanı olan bölgelerle sınırlı kalmayacağını vurguladılar. Sit alanı ilan edilen 14 bölgede oturan12000 kişinin bu sorundan doğrudan etkileneceği, aynı zamanda ilk etapta geçiş yolları ile bu sayının artacağı, değerlenen bölgeden emekçi halkın zamanla tamamen tahliye edeceğinden bahsedildi. Bu sorunu takip etmek üzere bir komisyon kuruldu.
Komisyon ilk toplantısını 12 Şubat Pazar günü yaptı. Komisyon toplantısında genel olarak koruma planı konuşulurken bazı kararlar da alındı. Okmeydanı’nda bir gazete çıkarılması ve sokak sokak komisyonların oluşturulması konuşuldu. Bu çalışmanın daha hızlı ve organize olabilmesi için bir yürütmenin kurulmasına karar verildi. Farklı siyasi çevreler ve farklı sorunlar üzerinden(ecrimisil sorunu yaşayanlar gibi) barınma hakkı mücadelesi verenlerin bir arada durması gerektiği vurgulandı.
Okmeydanlılar yıkım tehditi karşısında yan yana gelirken hem halk oplantsında hem de komisyon toplantısında rant-müliyet eksenli tartışmalar yapan siyasi ruplar da vardı. Halk içinde var olan ‘rant varsa biz yiyelim’ benzeri düşünceleri besleyen tartışmalara girilmesi mülkiyetçi, liberal bir anlayışın yansıması olarak burada da kendini hissettirdi.
Diğer yandan ‘Bu mahalle bizim yaşam alanımız, mahalleyi koruyan bir mücadele çizgisi oluşturmalıyız’ sözleri sarf edenler de vardı. Okmeydanılıların mahallelerini, evlerini bırakıp gitmeye niyetleri yok.
Okmeydanı Halkmedya
İlgili linkler:
http://www.haberturk.com/yasam/haber/598636-okmeydani-yikima-karsi-bir-araya-geldi http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/586027-okmeydani-acik-muze-olacak
Velilerin yoğun ilgi gösterdiği panelde konuşan Psikolojik Danışman Işın Kucur başarının sadece öğrencinin okulda aldığı notlar veya sınıfının geçmesi yada uygulanan sınavlardan yüksek puan almak demek olmadığını aslında başarının hayat boyunca uğradığı başarısızlıklar sonucunda tekrar ayağa kalkması ve başaramadıklarını tekrar tekrar denemesi olduğunu vurguladı. Çocukların okulda derslerinin başarısında ise sadece çocuğun tek başına okulda ve evde ders çalışmakla mümkün olmayacağını, velinin de çocuğu, okulu, öğretmeni gözlemlemesi gerektiğini fakat aşırı müdahalelerden de kaçınması gerektiğini söyledi.
Veliler de sık sık söz alarak mevcut eğitim sisteminde aslında çocuklarının istenilen eğitimi tam olarak alamadığından bahsettiler ve eğitimden algılananın da sadece yapılan veli toplantılarında okulun ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli aidatların toplanması olduğunu anlattılar.
Panelde Okmeydanı Eğitim Hakkı Atölyesi'nin de yeni dönemde AKP’ nin saldırılarına karşı çevrede bulunan okullarda en küçük sorundan en büyüğüne kadar yaşanan sıkıntıları gündemine alması önerildi. Eğitim Hakkı Bülteni'nin de çevre okullarda panele katılan velilerle birlikte dağıtılması kararı alındı.

Okmeydanı Halkevi’nde kurs kayıtları başladı. Yıllardır düzenli olarak eğitim ve atölye faaliyetlerinin yapıldığı Halkevi’nde bu yıl çalışmalar dört başlık altında toplandı. İlköğretim öğrencileri için temel dersler kursları ve tiyatro atölyesi yapılacak. Kadınlar için kadın emeği atölyesi, kadın ve siyaset atölyesi ve okuma yazma kuru yapılacak. Gençler içinse lise destek kursları (Türkçe, matematik, açık öğretim), kültür/sanat kursları (gitar, halkoyunları, doğaçlama tiyatro, müzik atölyesi, sokak dansları atölyesi), ve dil kursları (Kürtçe, Almanca, İngilizce) yapılacak. Görme engelliler içinse özel materyallerle matematik ve üniversiteye hazırlık için İngilizce ve Türkçe kursları Engeli Hakları Atölyesi ile birlikte yapılacak. Dersler ekim ortasından itibaren başlayacak.(kurs afişleri için bkz http://www.halkevleri.org.tr/etkinlikler/okmeydani-halkevi-guz-donemi-egitim-calismalari-kayitlari-basladi)
Cumartesi(11 eylül)akşam 9 sularında çevik kuvvet ve sivil polislerden oluşan akrep denilen zırhlı araçlarla mahalleye inen polis ordusu önce kimlik kontrolü yapmak istediler sonrasında stanttı toplamaya çalıştılar. Direnişle karşılaşan polisler biber gazı kullanarak masaları dağıttılar. Mahallelilerin ve diğer devrimci kurumların tepkisiyle karşılaşan çevik kuvvet polisleri mahalleden çekildi ancak akrep denilen zırhlı araçla yaşanan kovalamaca gecenin geç saatlerine kadar sürdü.
Mahalleye müdahale etmek için fırsat kollayan polis haftalardır açılan ve mahallede olumlu da karşılanan standa müdahale bahanesiyle mahalleye girdi. Müdahale sırasında parkta bulunan ve balkonlara çıkan vatandaşlar polise tepki gösterdiler. Polis henüz parktan çekilmemişken Okmeydanı sokaklarında bir araya gelen devrimciler polise karşı direnişe geçtiler. Devrimcilerin bir araya gelmesini engellemek için kitle içine son sürat dalan akrep biber gazı ve plastik mermilerle saldırdı. Polisin bu çabasına rağmen bir araya gelen devrimciler halka yaşananları anlatarak mahalleyi gezdiler. Yapılan konuşmalarda polisin mahalleye neden saldırdığı, AKP demokrasisi anlatılırken mahalle halkı polise karşı tepki göstermeye çağrıldı.
Okmeydanı sokakları yeniden ‘Yaşasın devrimci dayanışma, Faşizme karşı omuz omuza’ sloganlarıyla inerken polis devrimcilerin öfkesinden nasibini aldı. Akrep denen araç her karşı karşıya gelindiğinde taşlandı. Yaşanan çatışmada birçok devrimci plastik mermilerin hedefi haline geldi. Kovalamaca sırasında Okmeydanı halkı kapılarını devrimcilere açtı, yoldan geçenler polisin nerde olduğu hakkında bilgi verdi. Gece geç saatlere kadar süren çatışma sonrası polis mahalleden çekilirken devrimciler kontrollü bir şekilde dağıldılar.

Okmeydanı Halkevi’nden kadınlar, geçtiğimiz Cuma günü ocaklarını Halkevi sokağına kurdu. Kadınlar akşamüzeri bir araya geldiler. Hepsi ununu, yağını alıp gelmişlerdi. Bu gün kadınlar gözlemelerini kendileri için pişireceklerdi. Aynı mahallenin kadınları birlikte vakit geçirip kaynaşmak için buluştu. Bundan sonrası için de bu tür çalışmaların ilk adımını atmış oldular.
Birlikte hamur açıp, birlikte gözleme pişiren kadınlar daha sonra ortak sofra kurdular. Önce yolu trafiğe kapattı kadınlar, sonra Halkevi’nde hamur yoğruldu. Sokağa kurulan sofralarda hamur açılıp ocakların üzerinde pişirildi. Ocaklar yanmaya başlayınca sokağın kalabalığı da arttı. Kimi kadınlar yanlarına oturup sohbet etti, kimileri de birer gözleme alıp evine götürdü. Kadınlar yorulmuş olsalar da birlikte bir şeyler paylaşmış olmanın keyfi vardı yüzlerinde. Bu ilk etkinlikleriydi kadınların ama sokağa alışmaya başladı adımları.
Seni Okmeydanı’nda trafik polisi yaparım.’, reytingi bol bir TV dizisinde geçti bu cümle. İşte o kadar korkuyorlar bu mahalleden, korktukça da saldırıyorlar. Birkaç hafta önce evlerine atılan biber gazından dolayı bir bebek ölümden döndü. Gözleri dönerek saldırıyorlar.
Okmeydanı’na neden saldırır polis? Neden hiçbir yerde kullanmadığı biber gazlarını bu mahallede kullanır? Çocuk yaşlı dinlemez saldırırken… Çünkü Anadolu’dan az aşağısı Filistin’dir. Boyun eğmemiştir zulme, yoksulluğa. 80 darbesini çoktan atmıştır üzerinden. Gazi katliamını duyan binler burada toplanıp Gazi’ye yürümüştür. O sahne hafızalarındadır.
Hayvanice saldırıyorlar. Mahalleyi gaza boğup gidiyorlar en ufak olayda. Ama öncesinde çok kafa patlatıyorlar. Boşuna değil öfkeleri, korkuları. Emekçi bir semttir burası. İnsanları emeklerini satarak yaşarlar. Kıt kanaat geçindikçe öfkeleri bilenir. Bir taraftan da şerbetlidir insanı copuna biber gazına. Aman vermemeli! Önce uyuşturmaya yozlaştırmaya çalış, olmadı ver copu biber gazını.
Mahallenin göbeğine kadar iniyorlar. Önceleri pek olmazmış bu. İnce hesap peşindeler: Kürtler- Türkler birbirlerini pek sevmezler, Kürtler deyince Türkler pek ses etmezler. Hesapları tutmadı. Onlarca insan toplanıverdi, bebeğin zehirlenme haberini duyunca. Kardeşliğimizi bozamayacaklar, komşumuzu bizden ayıramayacaklar, gençlerimizi hırpalamayacaklar. Bir soda olur kafalarında patlar, saksı saksı apartmanlardan boşanır öfkemiz.
Yıllarca hizmet verip emeklilik hakkını kazanan emekli insanlarımız, haklarını nasıl alacaklarını konuşmak için bir araya geliyor. Yeni sosyal güvenlik yasasındaki düzenlemelerle birçok sosyal haktan mahrum bırakılan emekliler, haklarını nasıl kazanabilirler? Emekliler maaş farkı ve biriken maaş farklarını nasıl alabilirler? Türkiye Emekliler Derneği tarafından emeklilerin haberi olmadan kesilen paralar nasıl geri alınabilir? Her ay maaşlardan yapılan kesintilerin nereye gittiğini öğrenebilir miyiz? Hastanelere ve eczanelere gittiğimizde artık bizleri neler bekliyor, ne yapmalıyız? Yeni anayasa düzenlemeleri emeklilerin sorunlarını çözecek mi? Sorularımızın cevaplarını öğrenmek ve çözüm yollarını konuşmak üzere bir araya geliyoruz.
KATILIMCILAR
Yrd. Doç. Dr. ATİLLA ÖZSEVER [Gazeteci, Maltepe Üniversitesi Öğretim Üyesi]
Dr. OSMAN ÖZTÜRK [İstanbul Tabip Odası]
Av. RASİM ÖZ Av. KAZIM ERKUT GÜZEL [Halkevleri Hukuk Birimi]
Av. OYA ESROY [Halkevleri Genel Sekreteri]
10 NİSAN CUMARTESİ SAAT:17.00 YER: OKMEYDANI CEM EVİ KONFERANS SALONU MahmutŞevketPaşa Mah. Piyalepaşa cad. Okmeydanı
Bir perşembe günü sıraya ben de girdim ve kuyrukta bulunanlarla sohbet ettim. Kuyrukta yaşananlar içler acısı. İnsanların birbirinden önce su almak için birbirleriyle yarıştığını görüyoruz. Sıraya girmeden arada kaynamaya çalışanlar oluyor. Bir gün önceden bırakılan bidonların başında sahipleri yoksa bidonları kenara atılıyor. Belediyede çalışan su dağıtmakla görevli işçi ise sırası gelenden bayram harçlığı istiyordu. Haraç kesmek, bahşiş toplamak artık yer, alan ayırt etmiyor. Her yerde boy gösteriyor. Belediyenin ücretsiz su dağıtması yoksul mahallelerde yardım dağıtırken ortaya çıkan küçültücü manzaralara yol açıyor. Evet. Kuyrukta beklemek işkence halini alsa da yoksullar Şişli Belediyesinin ücretsiz su dağıtımından memnun. Daha çok noktada ve daha sık su dağıtımı yapılmasını istiyor. Suyun bir hak olduğunu düşünen yok gibi.
Su almaya gelenler ücretsiz su alma nedenlerinin yoksulluk olduğunu, parasızlıktan ve evlerinde yaşanan ekonomik krizden dolayı bu suyu tercih ettiklerini söylüyor. (Zenginlerin bu kuyruk çilesini çekmesini kim bekleyebilir ki zaten!) Daha önce gözleri önünde eczanelerde suyun test edildiğini ve suyun temiz olduğunu söyleyenler oldu. Bazıları ise suların temizliğinden şüpheli ama yapacak başka birşeyleri olmadıklarını ifade ediyor.
Büyüklerimiz geçmişte çeşmeden akan suyun içilebildiğini söylüyor. Biz çeşme suyunun içmeye uygun olmadığı dönemde büyüdük. Tasarruf amacıyla yemeğimizi, çayımızı hala çeşme suyuyla yapıyoruz. Bence de temiz ve içilebilir suyun evlere ulaşması gerekiyor. Ama sıra suya gelene kadar o kadar çok sorunumuz var ki.
Gördüğünüz gibi mahallemizde yapacak çok işimiz var. Parasız su hakkı mücadelesi aynı zamanda insan yerine konulma mücadelesi.
Sosyal bir devlet olduğu iddia edilen ülkemizde eğitim ve sağlığın halka
ücretsiz verilmesi gerekirken karşılaştığımız durumlar bizi bazen
düşündürüyor. Konumuz çay dökme hakkı(!). Çay dökme hakkı da olur muymuş demeyin. Böyle bir hakkın olduğunu biz de yeni öğrendik. Ancak bu hak diğerlerine benzemiyor. Parası olan içinmiş.Bunun en son örneğini geçtiğimiz günlerde Dilnihat Özyeğin Lisesi'nde gördük; tenefüste kantinden çay alıp sınıfa çıkan öğrencileri çeviren müdür yardımcısının sözleri yoruma gerek bırakmıyor. Öğrenciyi çeviren müdür yardımcısının sözleri "olmuyor böyle hem aidat vermiyorsun, hem de çayla sınıfa çıkıyorsun. Döktünüz mü hizmetliler temizliyor ama siz aidat vermiyorsunuz" şeklinde. Zira bu okulda eğitim yılı başlarında bağış adı altında öğrenci kayıt parası toplanıyor, sene sonlarında aidat ödemeyenlere karne verilmeyeceği şeklinde ikaz ediliyor ve diplomalar mezunlara "SATILIYOR". Bize de bunları gördükten sonra sosyal devlet nerde demekten başka bir şey kalmıyor.
B.D.
Arzu Çerkezoğlu, AKP hükümetiyle iyice yaygınlaşan güvencesiz, kuralsız, taşeron çalıştırmaya karşı Dev Sağlık İş sendikasının deneyimlerini anlattıktan sonra, “bizim mücadelemiz bir hak mücadelesidir ve gücümüzü de haklılığımızdan alıyoruz” diyerek konuşmasını bitirdi. Ardından söz alan TEKEL işçisi Cemil Bilgin ise TEKEL sürecini ilk özelleştirmeden bugüne kadar anlatan bir konuşma yaptı. Cemil Bilgin “TEKEL direnişinde henüz TEKEL işçileri için bir kazanım yok ama herkes için birçok kazanım var, çünkü biz bugün buradaysak ve TEKEL’le beraber insanlar AKP’ye karşı hakkını savunmaya başladıysa bu bizim için önemli bir kazanımdır” dedi.
Foruma Dev Sağlık İş üyesi olan Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi işçilerinin de yoğun katılımı vardı. Özellikle TEKEL direnişiyle ilgili ve bundan sonrasına dair sorular soruldu. Direnişe katılan insanlardaki değişim üzerine sohbet edildi.
Yaklaşık 100 kişinin katıldığı forum, TEKEL işçilerinin ve Dev Sağlık İş sendikanın öğrettiklerinin ışığında bundan sonra da güvencesizliğe karşı mücadelenin mahallelerimizde ve iş yerlerimizde devam edeceği sözüyle sonlandırıldı.
16 Ocak günü Okmeydanı Dikilitaş
Günlerdir ev ev gezilerek, sokaklarda bildiri dağıtılarak, örgütlenen yürüyüş zamlara ve işten çıkarmalara karşı, güvenceli bir iş ve insanca yaşamak için yürüyoruz denilerek başladı. Yol boyunca sık sık “susma sustukça yeni zamlar gelecek”, “işten çıkarmalar yasaklansın”, “insanca yaşamak istiyoruz” sloganları atıldı. Yürüyüşte yapılan konuşmalarda, Ankara’da günlerdir direnen Tekel işçilerine selam yollandı, “Tekel işçisi yalnız değildir” sloganı atıldı.
Yürüyüş kolu Anadolu kahvesine
geldiğinde günlerdir Okmeydanı’nda keyfi gözaltılar, kimlik kontrolleri yapan
polis teşhir edildi. Ardından mahalle içinde devam eden yürüyüş Mahmut Şevket
Paşa Mahallesi Sağlık Ocağı önünde sonlandırıldı. Burada yapılan basın
açıklamasında “2010 yılının ilk günlerinde Okmeydanı halkı olarak buradan
ilan ediyoruz. Güvenceli iş hakkımız için Tekel işçileri gibi direneceğiz. Tıpkı
ulaşım zamlarını durdurduğumuz gibi, zamlara karşı susmayacağız. İnsanca
yaşayabileceğimiz bir ücret için sokakları dolduracağız. 2010 yılını direnişin
ve mücadelenin yılı yapacağız.” denildi.Soğuğa ve yağmura rağmen 200’e yakın mahallelinin katıldığı eylem Tekel işçilerine destek için Ankara’ya gitme çağrısıyla bitirildi. Eylemi DHF, ESP, KÖZ, Okmeydanı Halkevi, SODAP, Partizan beraber örgütledi.
İnsanca yaşamak için 16 Ocak Cumartesi günü Saat:19.00'da Dikilitaş Park'nda buluşuyoruz!
2010 yılına yeni zamlarla girdik. Akaryakıttan, sigaraya köprü geçiş ücretlerine kadar her şeye zam geldi. Zaten kıt kanat geçiniyorken, şimdi yaşamımız daha da zorlaşacak.
2009 yılı boyunca resmi rakamlara göre:
3 milyon 269 bin kişi işsiz kaldı, 950 bin esnaf kepenk kapattı, 950 bin kişinin evine ve işyerine haciz geldi, 7 milyon 172 bin 983 kişi açlık sınırının altında yaşıyor.
Zamlar yıl boyu sürdü. Elektrik %50.56, kömür %18.35, doğalgaz % 16.93, su %16, ulaşım % 53 zamlandı. Her şeye zam yapan hükümet asgari ücrete ne kadar zam yaptı dersiniz; 31 TL.
AKP salığımızla da oynuyor artık. 2009 yılında katkı payı adıyla sağlık ocağına gidenlerden 2 TL, devlet ve üniversite hastanesine gidenlerden 8 TL, özel hastaneye gidenlerden 15 TL katkı payı alınıyor. Üstelik bu parayı tahsil etmeye mecbur bırakılan eczacılar “Sağlık Bakanlığı’nın tahsilâtçısı” olmayı reddedince, şimdi de ilaçları marketlerden alacaksınız diyorlar bize.
Okullarda para toplanmayacak diyorlar her yıl. Oysa domuz gribini bahane edip, sizin de çocuğunuzun okuduğu okulda temizlik parası istemediler mi? Hani Milli Eğitim okulları temizliyordu?
2009’un son günlerinde, İstanbul Maltepe’de, bir anne ve bebeği evde doğalgaz bulunmasına rağmen kömür sobasından zehirlenerek öldü. Neden? Çünkü doğal gaz faturası yüksek gelince kömür sobası yakmak zorunda kalan binlerce aileden biriydiler. İşte ülkemizde insan hayatına verilen değer.
2009’un son günleri, başka bir yol da gösterdi bize. İşten çıkarmalara karşı İstanbul Büyük Şehir Belediyesi önüne çadır kuran İtfaiye işçileri, Ankara’nın soğuğuna rağmen kölece çalışmayı reddedip direnen Tekel işçileri, greve çıkan demiryolu işçileri, öğretmenlerimiz… Patronlar çalışma yaşamında kölelik kuralları olsun diyor, hükümet de uyguluyor. Ama bakın Ankara’nın göbeğinde yüzlerce insan işimize, ekmeğimize göz koyanlara meydanı bırakmayacağız diyorlar.
İşte mesele budur. Kölece çalışmayı reddedince “yan gelip yatmak”la suçlanıyoruz, doğalgaz faturasını ödeyemeyince ya soğuktan donuyoruz ya da dumandan zehirleniyoruz. Şimdi sormamız gereken şudur; bu şekilde yaşamayı kabul edecek miyiz? Meydanı onlara bırakacak mıyız?
Okmeydanı halkı insanca yaşamak, güvenceli iş için ses veriyor. Zamlara ve işten çıkarmalara karşı sokağa çıkıyoruz.
16 Ocak Cumartesi
Saat:19.00
Yer: Dikilitaş Parkı
Eğitimin parayla satılır bir mal haline geldiği, devlet okullarında bile bağış adı altında sürekli para toplandığı günümüzde Halkevinde yapılan çalışma aynı zamanda parasız eğitim mücadelesinin bir parçasıdır. Toplumsal muhalefetin bir parçası, bir hak örgütü olmakla birlikte bir kültür sanat örgütü de olan halkevlerinde kurs faaliyetleri kurulduğu günden beri devam ediyor.
Okmeydanı’nda devam eden bu faaliyetle ilgili halkevleri aktivistleri ise kursları başlatmakta geç kaldıklarını, kursiyerlerin ve ailelerinin sürekli kursların ne zaman başlayacağını sorduklarını söylüyor. Anlaşılan o ki halkevlerinin yaptığı kurs faaliyeti mahallede hak ettiği ilgiyi görüyor.
Eğitimcilerimiz:
Özge: İTÜ ekonomi öğrencisi. Geometri derslerine giriyor.
Şükriye: İÜ Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Matematik bölümü öğrencisi.
Sinem: Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi, ilköğretim matematik derslerine giriyor.
Şahin: Tarih öğretmeni. Henüz atanamadığı için ücretli sınıf öğretmenliği yapıyor. Tarih derslerine girecek. Nimet:Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni, milli eğitimde kadrolu görev yapıyor.
Kıvanç: Matematik bölümü mezunu, işsiz, Halkevi aktivisti.












