Yüksek seçim kurulunun BDP milletvekili adaylarını veto etmesi sonucu bu duruma tepki gösteren kürt halkına AKP imamın ordusuyla tavizsiz saldırıyor.
Türkiye'de veto krizi çözüldü ancak Bismil'de çıkan çatışmada polisin saldırısı sonucu bir kişi hayatını kaybetti. Başbakan Kürt halkının hakkını aramasına, polisin tavizsiz saldırısına karşı en ufak bir açıklama yapmayıp sessiz kalmayı tercih ediyor. Ancak başbakanın seslerini mahallemizde hissedebiliyoruz.Üç gündür Okmeydanı sokaklarını abluka altına alan AKP’nin polisi, insanlara keyfi yere kimlik kontrolü uygulaması yapıyor, gençleri tokatlıyor, bizlere sokağımızda oturduğumuz için "ne bekliyorsunuz burda" diyerek mahallemizde terör estiriyor...
Pardon ama bu soruyu bizim sormamız gerekmiyor mu!... NE BEKLİYORSUNUZ MAHALLEMİZDE?
İnsanları keyfi yere kimlik kontrolüne tutan polis yozlaştırma, ajanlaştırma, sorgulama politikalarıyla mahalle halkını cezalandırmaya çalışıyor.En ufak bi olayda bütün mahalleyi biber gazına boğmaktan geri kalmıyor... "Ne bekliyorsunuz burda s...tirin gidin evinize" sorusuna karşılık, siz neden bekliyorsunuz kendi mahallemizde rahat rahat gezemeyecek miyiz cevabını alan polisler derslerini çok iyi çalışmışlar, başlıyorlar acitasyona..."Sizin evinize molotof atmasınlar diye, sizin güvenliğinizi sağlamak için, mahallenizde rahat rahat dolaşabilmeniz için geliyoruz buraya, güvenin bize..."
Nasıl ve neyinize güveneceğiz biz sizin, ve iktidarınızın?
Kürt açılımı yapıyorum diyeceksin, sonra ileri demokrasi adı altında kck operasyonlarıyla belediye başkanlarını alacaksın. Kürt açılımı yapıyorum diyeceksin kürt halkını temsil eden milletvekili adaylarını veto edeceksin. Alevi açılımı diyip Maraş'ın failleriyle bizleri aynı masaya oturtmaya çalışacaksın. Alevi açılımı deyip cem evlerine cümbüş evi diyeceksin, Madımak otelini müze yapmayacaksın. Darbecilerle hesaplaşıyoruz diyip Erdal Erenin adını anıp ağlayacaksın, sonra yine ileri demokrasi adı altında Mahir Çayan anmasına katıldığı için gençleri hapse atacaksın. Davos’da İsraile "van münit" diyip, ikili anlaşmalara devam edeceksin, Mübareğe halkın sesine kulak ver diyip, kendi halkının üzerine İsrail'den aldığın uçaklarla bombalar yağdıracaksın...
Sizlere güvenmiyoruz, mahallemizde polis istemiyoruz...
Türkiye'de veto krizi çözüldü ancak Bismil'de çıkan çatışmada polisin saldırısı sonucu bir kişi hayatını kaybetti. Başbakan Kürt halkının hakkını aramasına, polisin tavizsiz saldırısına karşı en ufak bir açıklama yapmayıp sessiz kalmayı tercih ediyor. Ancak başbakanın seslerini mahallemizde hissedebiliyoruz.Üç gündür Okmeydanı sokaklarını abluka altına alan AKP’nin polisi, insanlara keyfi yere kimlik kontrolü uygulaması yapıyor, gençleri tokatlıyor, bizlere sokağımızda oturduğumuz için "ne bekliyorsunuz burda" diyerek mahallemizde terör estiriyor...
Pardon ama bu soruyu bizim sormamız gerekmiyor mu!... NE BEKLİYORSUNUZ MAHALLEMİZDE?
İnsanları keyfi yere kimlik kontrolüne tutan polis yozlaştırma, ajanlaştırma, sorgulama politikalarıyla mahalle halkını cezalandırmaya çalışıyor.En ufak bi olayda bütün mahalleyi biber gazına boğmaktan geri kalmıyor... "Ne bekliyorsunuz burda s...tirin gidin evinize" sorusuna karşılık, siz neden bekliyorsunuz kendi mahallemizde rahat rahat gezemeyecek miyiz cevabını alan polisler derslerini çok iyi çalışmışlar, başlıyorlar acitasyona..."Sizin evinize molotof atmasınlar diye, sizin güvenliğinizi sağlamak için, mahallenizde rahat rahat dolaşabilmeniz için geliyoruz buraya, güvenin bize..."
Nasıl ve neyinize güveneceğiz biz sizin, ve iktidarınızın?
Kürt açılımı yapıyorum diyeceksin, sonra ileri demokrasi adı altında kck operasyonlarıyla belediye başkanlarını alacaksın. Kürt açılımı yapıyorum diyeceksin kürt halkını temsil eden milletvekili adaylarını veto edeceksin. Alevi açılımı diyip Maraş'ın failleriyle bizleri aynı masaya oturtmaya çalışacaksın. Alevi açılımı deyip cem evlerine cümbüş evi diyeceksin, Madımak otelini müze yapmayacaksın. Darbecilerle hesaplaşıyoruz diyip Erdal Erenin adını anıp ağlayacaksın, sonra yine ileri demokrasi adı altında Mahir Çayan anmasına katıldığı için gençleri hapse atacaksın. Davos’da İsraile "van münit" diyip, ikili anlaşmalara devam edeceksin, Mübareğe halkın sesine kulak ver diyip, kendi halkının üzerine İsrail'den aldığın uçaklarla bombalar yağdıracaksın...
Sizlere güvenmiyoruz, mahallemizde polis istemiyoruz...
İki aydır maaşlarını alamayan taşeron tersane işçileri patrona "dur" dedi.
Haliç Tersanesi'nde taşeron şirket de çalışan işçiler yaklaşık iki aydır maaş alamadıkları için sabah 19 Nisan Salı günü saat 8:00'de bir araya gelerek bir toplantı gerçekleştirdiler. Toplantıda işçiler maaşlarını nasıl alacaklarını tartıştılar. Maaşlar gelene kadar iş bırakma, patronla görüşme, şalter indirmek gibi öneriler konuşuldu. İşçiler öğle saatine kadar çalışıp sonrasında topluca patronla görüşme kararı aldı.
Öğle saatinde patronla görüşmeye giden 10 işçi aralarında bir temsilci seçti. Taşeron şirket patronu karşısında on işçiyi görünce şaşkınlığını gizleyemedi ve "hoşgeldiniz buyrun arkadaşlar çay için" şeklinde sabrı taşan işçileri yatıştırmaya çalıştı. Bunu reddeden işçiler hep birlikde patronun karşısında dikildi ve sözcü işçi maaşların hemen yatmasını, işe gidip gelecek yol paraları bile olmadığını belirtti. Taşeron patron ilk etapta maaşların ne zaman geleceğini bilmediğini ve maaş işleriyle muhasebenin ilgilendiğini söyledi. Ancak işçilerin eli boş dönmeye niyeti yoktu. "Bu güne kadar sorunsuz çalıştık, şu saatden sonrada tatsızlık çıkmasını istemeyiz..." diyen işçiler patrona yalan söyleme şansı bırakmadılar. Köşeye sıkıştığını anlayan taşeron patron işçilere ; " sizi çok iyi anlıyorum arkadaşlar, sizleri zor durumda bıraktık biliyorum, söz veriyorum yarın paralarınız gelecek" diyerek geri adım attı. İşçilerde yarın para gelmezse iş bırakacaklarını söyleyerek dışarı çıktılar.
Çarşamba günü sabah saatlerinde tekrar bir araya gelen işçiler bugün para gelmezse ne yapacaklarını tartıştılar. Düşünceler ortaktı: İş bırakmak... Öğle saatlerinde maaşların yattığını öğrenen işçiler hep birlikte patrona gittiler ve yalnızca 12 kişinin parasının yattığını öğrendiler. Salı günü 10 işçi patronla görüşürken korkularından sesini bile çıkaramayan diğer işçiler "keşke bizde 10 kişiyle beraber patrona gitseydik bugün onlarla beraber maaşlarımızı alırdık" dediler ancak fayda etmedi, yalnızca hakkını isteyen 10 işçinin ve daha önce işten çıkarılan 2 işçinin maaşları gelmişti. 30 kişinin çalıştığı taşeron firmada hakkını arayan 12 işçi kararlılıklarıyla patrona geri adım attırdılar ve maaşlarını aldılar ancak geri kalan 18 işçi halen maaşların yatmasını bekliyor.Kim bilir belki bi gün o 18 işçi de "HAK VERİLMEZ ALINIR" der ve yapışır patronun yakasına, diğer 12 arkadaşı gibi hakkını söke söke alır....
Haliç Tersanesi'nde taşeron şirket de çalışan işçiler yaklaşık iki aydır maaş alamadıkları için sabah 19 Nisan Salı günü saat 8:00'de bir araya gelerek bir toplantı gerçekleştirdiler. Toplantıda işçiler maaşlarını nasıl alacaklarını tartıştılar. Maaşlar gelene kadar iş bırakma, patronla görüşme, şalter indirmek gibi öneriler konuşuldu. İşçiler öğle saatine kadar çalışıp sonrasında topluca patronla görüşme kararı aldı.
Öğle saatinde patronla görüşmeye giden 10 işçi aralarında bir temsilci seçti. Taşeron şirket patronu karşısında on işçiyi görünce şaşkınlığını gizleyemedi ve "hoşgeldiniz buyrun arkadaşlar çay için" şeklinde sabrı taşan işçileri yatıştırmaya çalıştı. Bunu reddeden işçiler hep birlikde patronun karşısında dikildi ve sözcü işçi maaşların hemen yatmasını, işe gidip gelecek yol paraları bile olmadığını belirtti. Taşeron patron ilk etapta maaşların ne zaman geleceğini bilmediğini ve maaş işleriyle muhasebenin ilgilendiğini söyledi. Ancak işçilerin eli boş dönmeye niyeti yoktu. "Bu güne kadar sorunsuz çalıştık, şu saatden sonrada tatsızlık çıkmasını istemeyiz..." diyen işçiler patrona yalan söyleme şansı bırakmadılar. Köşeye sıkıştığını anlayan taşeron patron işçilere ; " sizi çok iyi anlıyorum arkadaşlar, sizleri zor durumda bıraktık biliyorum, söz veriyorum yarın paralarınız gelecek" diyerek geri adım attı. İşçilerde yarın para gelmezse iş bırakacaklarını söyleyerek dışarı çıktılar.
Çarşamba günü sabah saatlerinde tekrar bir araya gelen işçiler bugün para gelmezse ne yapacaklarını tartıştılar. Düşünceler ortaktı: İş bırakmak... Öğle saatlerinde maaşların yattığını öğrenen işçiler hep birlikte patrona gittiler ve yalnızca 12 kişinin parasının yattığını öğrendiler. Salı günü 10 işçi patronla görüşürken korkularından sesini bile çıkaramayan diğer işçiler "keşke bizde 10 kişiyle beraber patrona gitseydik bugün onlarla beraber maaşlarımızı alırdık" dediler ancak fayda etmedi, yalnızca hakkını isteyen 10 işçinin ve daha önce işten çıkarılan 2 işçinin maaşları gelmişti. 30 kişinin çalıştığı taşeron firmada hakkını arayan 12 işçi kararlılıklarıyla patrona geri adım attırdılar ve maaşlarını aldılar ancak geri kalan 18 işçi halen maaşların yatmasını bekliyor.Kim bilir belki bi gün o 18 işçi de "HAK VERİLMEZ ALINIR" der ve yapışır patronun yakasına, diğer 12 arkadaşı gibi hakkını söke söke alır....
Kadınlar Okmeydanı’nda 8 Mart’ın tarihini, kadınlar için bugün ne
ifade ettiğini ve kadınların sosyal güvence talebini tartıştıkları bir
etkinlik gerçekleştirdiler. Etkinlik kapsamında slayt gösterimleri ve
müzik dinletisi de yapıldı.27 Şubat Pazar günü saat 13’de Okmeydanı Halkevi’nde yapılan etkinlik, 8 Mart’ın tarihini anlatan bir sinevizyon gösterimi ve sosyal güvence konulu slayt gösterimiyla başladı. Geçmişten bugüne dünyadaki kadın özgürlük mücadelelerinin konuşulmasının ardından bugün için ‘Sosyal Güvence’ talebinin kadının özgürleşmesi için ne anlama geldiğinden bahsedildi. Ev içi emeğin görünür kılınmasının ve kadın emeğinin karşılığının bir şekilde güvence altına alınmasının aynı zamana kocadan, patrondan ve devletten bağımsız kadınların ayakta durabilmesini sağlayacağı ve şiddete karşı da önemli bir güvence olabileceği tartışıldı. Etkinliğe 13 kadın katıldı.
Tartışma sonrasında çaylarını içip, birlikte türküler söyleyerek halaylar çeken kadınlar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü gösterilerine etkin bir şekilde katılmaya karar verdiler.
Okmeydanı Halkevi Eğitim Hakkı Atölyesi’nin çağrısıyla bir araya gelen veliler Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için dilekçe verdi. Atölye katılımcısı veli, öğretmen ve öğrenciler ilçe milli eğitim müdürlüğü önünde de “Zorunlu din dersleri kaldırılsın” diyerek eylem yaptı
Okmeydanı Halkevi Eğitim Hakkı Atölyesi, eğitimin piyasalaştırılması, gericileştirilmesi ve eğitimde güvencesiz çalışmaya karşı verdiği mücadelede bugün de zorunlu din derslerinin kaldırılması için eylemdeydi. Atölyenin çağrısına uyan öğrenci velileri, bugün (28 Şubat) Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne giderek çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için bireysel başvuruda bulundu.
Saat 15.30’da ilçe milli eğitim müdürlüğüne giden öğrenci velileri, öğretmenler ve öğrenciler toplu olarak dilekçelerini sundu.
Daha önce Danıştay’ın ve AİHM’in konuyla ilgili aldığı kararlara atıf yapan dilekçede “çocuğumun müfredatta bulunan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulmasını istiyorum” ibareleri yer alıyor.
12 Eylül’ün işini AKP devam ettiriyor
Dilekçelerini ilçe milli eğitim müdürlüğüne teslim eden veliler, öğretmen ve öğrencilerle birlikte kapı önünde basın açıklaması düzenledi.
“Gerici, ırkçı, cinsiyetçi eğitime hayır. Zorunlu din dersleri kaldırılsın” yazılı pankart açan grup adına basın açıklamasını Mehmet Demirtaş okudu. Demirtaş, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin 12 Eylül sonrası anayasaya girdiğini belirterek başladığı konuşmasına; “Laik devlet, tüm dini inançlara ve inançsızlara eşit mesafede olmalıdır. Zorunlu din dersi eğitimi ile toplumun tüm kesimleri tek yanlı bir din eğitimine tabi kılınarak, Türkiye toplumu dinsel esaslara göre yeniden şekillendirilmeye çalışılmaktadır” sözleriyle sürdürdü.
Demirtaş, 12 Eylül darbesiyle gelen zorunlu din eğitimini AKP iktidarının daha da yaygınlaştırdığını belirtti. Okul öncesi eğitimde ve otistik çocukların eğitiminde zorunlu din dersi uygulamalarını örnek gösteren Demirtaş, “AKP’nin toplumu gericileştirme konusunda ne kadar ciddi olduğu ortada” dedi.
Etek boyları bile AKP’li kadrolarca belirleniyor
Açıklamasının devamında etek boyları ile kız-erkek öğrencilerin arasına mesafe sınırı koyulması gibi uygulamaları anımsatan Mehmet Demirtaş, eşit, parasız, bilimsel, ana dilde eğitim talebini her fırsatta dile getireceklerini belirtti.
Demirtaş açıklamasına “Öğrenci, öğretmen ve velileri bir araya gelerek eğitimde piyasalaşmaya, gericiliğe ve güvencesiz çalışmaya karşı, eğitim hakkına sahip çıkmaya, Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisleri’nde mücadeleye çağırıyoruz” diyerek son verdi.
Grup, eylemi dilekçelerin takipçisi olacaklarını belirterek bitirdi.
Şişli Mahmut Şevket Paşa Mahallesi'nde çok sayıda hane sahibinden ecrimisil yani işgal bedeli isteniyor.
Yıllardır vergisini/faturasını ödedikleri, kahrını çektikleri evler için mahallenin cevabı net: Kendi evimize kira ödemeyeceğiz, evimizi tekrar satın almayacağız
Mahmut Şevket Paşa Mahallesi halkı ecrimisil* sorunuyla iki yıl önce tanıştı. Yıllar önce emekleriyle aldıkları evlerin arazisinin tapuda Mehmet Behçet isimli şahsa ait görünmesi ve bu şahsın da ortalıkta olmaması üzerine Kayyum İdaresi (Hazineye bağlı) devreye girdi. Sahipsiz görünen arazileri geçici olarak yöneten Kayyum İdaresi yıllardır evlerinde yaşayan hak sahiplerine işgalci olduklarına dair kâğıtlar gönderip geriye dönük işgaliye bedelleri istedi. Ecrimisil mağduru mahalleliler bir süre muhtarlık ve belediye arasında mekik dokudu. 2 yıl boyunca yetkililer tarafından oyalanıp bir sonuç alamayınca ve haklarında açılan davalar aleyhlerine sonuçlanmaya başlayınca barınma haklarına sahip çıkmak amacıyla harekete geçtiler.
Önce birkaç binada yaşayan konut sakinlerinin katılımıyla gerçekleşen toplantılar giderek genişledi. Yapılan çalışmalar sonucunda aynı durumda olan daha çok eve ulaşıldı ve Halkevleri Barınma Hakkı atölyesinden bir şehir plancısının, Halkevleri Hukuk Biriminden avukatların ve Şişli Belediyesi’nden bir meclis üyesinin katıldığı 80 kişilik geniş bir toplantı yapıldı. Bu toplantının sonucunda her binadan iki kişinin katıldığı bir komisyon oluşturuldu. Komisyon şubat ayında yapılacak olan Şişli Belediyesi Meclis toplantısına katılma kararı aldı.
7 Şubat günü Şişli Belediyesi Meclis toplantısına hep beraber giden mahalleliler meclis üyelerinin koltuklarına oturup sorunlarını anlattı. Belediyenin hukuk işlerinden sorumlu başkan yardımcısının, imar planlamadan sorumlu müdürünün de katıldığı toplantıda belediyenin neler yapabileceği konuşulurken halk da taleplerini aktardı. Belediye konuya dair çeşitli sözler verirken ecrimisil mağduru mahalleliler de bu sözlerin takipçisi olacaklarını söylediler.
Mahalleli 12 Şubat günü bir kez daha toplanıp hem belediye de yapılan görüşmeyi değerlendirdi hem de bundan sonra yapılacakları konuştu. Bu sorunun çözümünün örgütlü olmaktan geçtiği artık herkesin ortak fikri olmuştu. Yapılan konuşmalarda mahalleliler, yıllarca yaşadıkları evlere kira ödemek de, o evleri yeniden satın almak da, mahalleyi terk etmek de istemediklerini dile getirdiler. Kısa süre önce açıklanan Beyoğlu Koruma Planın’ın Şişli bölgesine etkileri üzerine konuşuldu ve kentsel dönüşüme karşı barınma sorununu yaşayan herkesle bir arada olmalıyız denildi. Ecrimisil mağduru mahalleliler hem aynı sorunu yaşayan daha çok insana ulaşmak hem de bu sorunu her yerde eylemlerle/etkinliklerle duyurmak için bir hareket planı çıkardı.
Salih
*Ecrimisil: Bir malın sahibinin rızası dışında ve onun bu malı kullanmakla bir zarara uğrayıp uğramayacağı sözkonusu olmaksızın bu maldan, işgal tasarruf veya her ne şekilde olursa olsun yararlanması sebebiyle fuzuli şagil tarafından ödenen veya idarece talep edilen tazminattır.
Yıllardır vergisini/faturasını ödedikleri, kahrını çektikleri evler için mahallenin cevabı net: Kendi evimize kira ödemeyeceğiz, evimizi tekrar satın almayacağız Mahmut Şevket Paşa Mahallesi halkı ecrimisil* sorunuyla iki yıl önce tanıştı. Yıllar önce emekleriyle aldıkları evlerin arazisinin tapuda Mehmet Behçet isimli şahsa ait görünmesi ve bu şahsın da ortalıkta olmaması üzerine Kayyum İdaresi (Hazineye bağlı) devreye girdi. Sahipsiz görünen arazileri geçici olarak yöneten Kayyum İdaresi yıllardır evlerinde yaşayan hak sahiplerine işgalci olduklarına dair kâğıtlar gönderip geriye dönük işgaliye bedelleri istedi. Ecrimisil mağduru mahalleliler bir süre muhtarlık ve belediye arasında mekik dokudu. 2 yıl boyunca yetkililer tarafından oyalanıp bir sonuç alamayınca ve haklarında açılan davalar aleyhlerine sonuçlanmaya başlayınca barınma haklarına sahip çıkmak amacıyla harekete geçtiler.
Önce birkaç binada yaşayan konut sakinlerinin katılımıyla gerçekleşen toplantılar giderek genişledi. Yapılan çalışmalar sonucunda aynı durumda olan daha çok eve ulaşıldı ve Halkevleri Barınma Hakkı atölyesinden bir şehir plancısının, Halkevleri Hukuk Biriminden avukatların ve Şişli Belediyesi’nden bir meclis üyesinin katıldığı 80 kişilik geniş bir toplantı yapıldı. Bu toplantının sonucunda her binadan iki kişinin katıldığı bir komisyon oluşturuldu. Komisyon şubat ayında yapılacak olan Şişli Belediyesi Meclis toplantısına katılma kararı aldı.
7 Şubat günü Şişli Belediyesi Meclis toplantısına hep beraber giden mahalleliler meclis üyelerinin koltuklarına oturup sorunlarını anlattı. Belediyenin hukuk işlerinden sorumlu başkan yardımcısının, imar planlamadan sorumlu müdürünün de katıldığı toplantıda belediyenin neler yapabileceği konuşulurken halk da taleplerini aktardı. Belediye konuya dair çeşitli sözler verirken ecrimisil mağduru mahalleliler de bu sözlerin takipçisi olacaklarını söylediler.
Mahalleli 12 Şubat günü bir kez daha toplanıp hem belediye de yapılan görüşmeyi değerlendirdi hem de bundan sonra yapılacakları konuştu. Bu sorunun çözümünün örgütlü olmaktan geçtiği artık herkesin ortak fikri olmuştu. Yapılan konuşmalarda mahalleliler, yıllarca yaşadıkları evlere kira ödemek de, o evleri yeniden satın almak da, mahalleyi terk etmek de istemediklerini dile getirdiler. Kısa süre önce açıklanan Beyoğlu Koruma Planın’ın Şişli bölgesine etkileri üzerine konuşuldu ve kentsel dönüşüme karşı barınma sorununu yaşayan herkesle bir arada olmalıyız denildi. Ecrimisil mağduru mahalleliler hem aynı sorunu yaşayan daha çok insana ulaşmak hem de bu sorunu her yerde eylemlerle/etkinliklerle duyurmak için bir hareket planı çıkardı.
Salih
*Ecrimisil: Bir malın sahibinin rızası dışında ve onun bu malı kullanmakla bir zarara uğrayıp uğramayacağı sözkonusu olmaksızın bu maldan, işgal tasarruf veya her ne şekilde olursa olsun yararlanması sebebiyle fuzuli şagil tarafından ödenen veya idarece talep edilen tazminattır.
Altı farklı mahalleden onlarca İstanbullu’yla ulaşımdaki sorunlar üzerine yapılan anket çalışması İstanbul halkının parasız ve nitelikli ulaşım talebini ortaya koydu.
İstanbul' un ulaşım sıkıntısı bitmek bilmiyor. Henüz bir yıl önce metrobüse yapılan zamların ardından İstanbul halkının neredeyse hergün turnikelerden atlayıp metrobüse ücretsiz binmesi ve sık sık İstanbul Büyükşehir Belediyesi' nin kapısına dayanması büyük bir kamuoyu yaratılmış, Halkevleri'nin açtığı dava sonucu yargı yürütmeyi durdurma kararı almış ve mahkeme ulaşım zamlarını geri alınmıştı. Ancak daha üzerinden bir yıl bile geçmeden İstanbul' da ulaşım araçlarının tümüne % 100’e varan oranlarda fahiş zamlar yapıldı. Buna bir de İstanbul trafiği eklenince İstanbul' da ulaşım çekilmez bir çile haline dönüştü. Biz de bu durum üzerine altı farklı mahallede onlarca insana İstanbul' da ulaşımda karşılaştıkları sorunları sorduk.
Çıkan cevaplara bakarsak en önemli sorun trafik yoğunluğu ve bilet fiyatlarının yüksekliği. Sefer sayılarının yetersizliği, araçlar eski ve bakımsız olması da dillendirilen sorunlardan. Bir diğer önemli sorun da metrobüs duraklarının yetersiz olması. Metrobüs durakları mahallelere çok uzak olduğu için İnsanlar genelde çift vasıta kullanıyor. Metrobüsden sonra ikinci bir araca binmeye ihtiyaç duyuluyor ve bu durum İstanbul trafiğinde insanların günde yaklaşık iki saatlerini yolda geçirmelerine neden oluyor.
Başbakan her ne kadar "Dünyanın neresinde ulaşım parasız" dese de, röportaj yaptığımız halkın büyük kısmı “Ulaşım sorunu nasıl çözülebilir” sorumuza şu cümlelerle yanıt veriyor: “Ulaşım devlet tarafından parasız sağlanmalı, araçlar bakımlı ve konforlu olmalı. Toplu ulaşım sisteminde kâr amacı güdülmemeli ve kullanımı özendirilmeli. Sefer sayıları artırılarak yollar genişletilmeli ve özel araç sayısına sınırlandırma getirilmeli.”
Veli
İstanbul' un ulaşım sıkıntısı bitmek bilmiyor. Henüz bir yıl önce metrobüse yapılan zamların ardından İstanbul halkının neredeyse hergün turnikelerden atlayıp metrobüse ücretsiz binmesi ve sık sık İstanbul Büyükşehir Belediyesi' nin kapısına dayanması büyük bir kamuoyu yaratılmış, Halkevleri'nin açtığı dava sonucu yargı yürütmeyi durdurma kararı almış ve mahkeme ulaşım zamlarını geri alınmıştı. Ancak daha üzerinden bir yıl bile geçmeden İstanbul' da ulaşım araçlarının tümüne % 100’e varan oranlarda fahiş zamlar yapıldı. Buna bir de İstanbul trafiği eklenince İstanbul' da ulaşım çekilmez bir çile haline dönüştü. Biz de bu durum üzerine altı farklı mahallede onlarca insana İstanbul' da ulaşımda karşılaştıkları sorunları sorduk.
Çıkan cevaplara bakarsak en önemli sorun trafik yoğunluğu ve bilet fiyatlarının yüksekliği. Sefer sayılarının yetersizliği, araçlar eski ve bakımsız olması da dillendirilen sorunlardan. Bir diğer önemli sorun da metrobüs duraklarının yetersiz olması. Metrobüs durakları mahallelere çok uzak olduğu için İnsanlar genelde çift vasıta kullanıyor. Metrobüsden sonra ikinci bir araca binmeye ihtiyaç duyuluyor ve bu durum İstanbul trafiğinde insanların günde yaklaşık iki saatlerini yolda geçirmelerine neden oluyor.
Başbakan her ne kadar "Dünyanın neresinde ulaşım parasız" dese de, röportaj yaptığımız halkın büyük kısmı “Ulaşım sorunu nasıl çözülebilir” sorumuza şu cümlelerle yanıt veriyor: “Ulaşım devlet tarafından parasız sağlanmalı, araçlar bakımlı ve konforlu olmalı. Toplu ulaşım sisteminde kâr amacı güdülmemeli ve kullanımı özendirilmeli. Sefer sayıları artırılarak yollar genişletilmeli ve özel araç sayısına sınırlandırma getirilmeli.”
Veli
Her şey tersanede çalışan bir işçinin taşeron şirketin maaşlar üzerinde oynamaya gittiğini fark etmesiyle başlamış. Sonra masal alıp başını gitmiş…
Haliç tersanesinde bir taşeron şirkette çalışan işçiler, aylıklarını iki ay gecikmeli almışlar. Tersane ödeme yapmadığı için aylıkların geciktiğini söyleyen taşeron şirketin foyası, maaşların alındığı gün ortaya çıkmış. Çünkü başka planlar dönüyormuş işin içinde. Bu planların hesaplanması ve uygulanması iki ayı bulmuş ve paralar gecikmiş. Devlet, her sigortalı işçiye vergi iadesi ve çocuk parası adıyla 60 TL yalandan ödenek ayırıyormuş. Günde 2 TL’ye gelen bu ödenek taşeron şirketin gözünde çok büyümüş olacak ki, devletden alınan vergi iadesi ve çocuk parasını maaşın içinde gösterip kişi başı 2 TL’yi cebe indirecek kadar soyguncu olmuş. Bunun hesabını da o kadar inceden yapmışlar ki, günlüğü 60 TL olan işçinin yevmiyesini 58 TL’ye düşürüp devletden alınan 2 TL’yi üstüne eklemişler ve sanki işçilerin parasında hiç oynama olmamış gibi 60 TL günlük ücret dengelenmiş.
Maaşları alan işçiler ilk bakışta bunun farkına varamamışlar tabii çünkü aylıklarında hiç bir eksiklik yokmuş. Günlük 60 TL’ye anlaşmışlar ve anlaştıkları gibi de günlük 60 TL’yi almışlar. Ama taşeron şirketin işçilerin vergi iadesi ve çocuk paralarının hesabını soracağı hiç aklına gelmemiş. Tabi ki taşeron şirketin aklına gelmeyen bir işçinin aklına gelmiş ve aylığın alındığı gün “Arkadaşlar günlük 2 TL vergi iadesi ve çocuk paramız neredeeee?" diye ortaya bağırmış ve bir anda herkes "Paralar neredeee?" diye çıkışmaya başlamış. Sonra herkes patrona gitmiş ama patrondur bu, bulur bir yolunu sıyrılır. "Benim bir bilgim yok arkadaşlar, vereyim numarasını arayın siz Sosyal Güvenlik Kurumu’nu. Hiç boşuna bana ‘ara’ demeyin, Beni azarlıyorlar parayı yatırdık diye." İşçiler de 2 milyondur, gerek yok aramaya diye vazgeçmişler haklarından ama o 2 milyoncuklar patrona ayda 2400 lira olarak gelmiş. Çünkü 40 işçi den günde 2 TL kesilince ayda 2400 lira yapıyormuş ve bu para çatır çatır yeniyormuş.
Aman başımızdan eksik olmasın patronlarımız, onlar olmasa biz naparız? Mazallah tersanelerde o kadar adam ölüyor da hiç bir çözüm üretilmiyor. Bizden günlük 2 milyoncuk kesmişler çok mu, yok canııımm bizim maaşımızdan kırpmasalar, sizi geç saatlere kadar çalıştırmasalar nasıl kâr edip de kazanacaklar, nasıl bu sistemin çarkında dönecekler değil mi? Aman sesinizi çıkarmayalım şişşşşt gece gündüz çalışalım, alalım asgari ücretimizi oturalım şükredelim, bunu bulamayanlar da var.....
Veli (Tersane işçisi)
Haliç tersanesinde bir taşeron şirkette çalışan işçiler, aylıklarını iki ay gecikmeli almışlar. Tersane ödeme yapmadığı için aylıkların geciktiğini söyleyen taşeron şirketin foyası, maaşların alındığı gün ortaya çıkmış. Çünkü başka planlar dönüyormuş işin içinde. Bu planların hesaplanması ve uygulanması iki ayı bulmuş ve paralar gecikmiş. Devlet, her sigortalı işçiye vergi iadesi ve çocuk parası adıyla 60 TL yalandan ödenek ayırıyormuş. Günde 2 TL’ye gelen bu ödenek taşeron şirketin gözünde çok büyümüş olacak ki, devletden alınan vergi iadesi ve çocuk parasını maaşın içinde gösterip kişi başı 2 TL’yi cebe indirecek kadar soyguncu olmuş. Bunun hesabını da o kadar inceden yapmışlar ki, günlüğü 60 TL olan işçinin yevmiyesini 58 TL’ye düşürüp devletden alınan 2 TL’yi üstüne eklemişler ve sanki işçilerin parasında hiç oynama olmamış gibi 60 TL günlük ücret dengelenmiş.
Maaşları alan işçiler ilk bakışta bunun farkına varamamışlar tabii çünkü aylıklarında hiç bir eksiklik yokmuş. Günlük 60 TL’ye anlaşmışlar ve anlaştıkları gibi de günlük 60 TL’yi almışlar. Ama taşeron şirketin işçilerin vergi iadesi ve çocuk paralarının hesabını soracağı hiç aklına gelmemiş. Tabi ki taşeron şirketin aklına gelmeyen bir işçinin aklına gelmiş ve aylığın alındığı gün “Arkadaşlar günlük 2 TL vergi iadesi ve çocuk paramız neredeeee?" diye ortaya bağırmış ve bir anda herkes "Paralar neredeee?" diye çıkışmaya başlamış. Sonra herkes patrona gitmiş ama patrondur bu, bulur bir yolunu sıyrılır. "Benim bir bilgim yok arkadaşlar, vereyim numarasını arayın siz Sosyal Güvenlik Kurumu’nu. Hiç boşuna bana ‘ara’ demeyin, Beni azarlıyorlar parayı yatırdık diye." İşçiler de 2 milyondur, gerek yok aramaya diye vazgeçmişler haklarından ama o 2 milyoncuklar patrona ayda 2400 lira olarak gelmiş. Çünkü 40 işçi den günde 2 TL kesilince ayda 2400 lira yapıyormuş ve bu para çatır çatır yeniyormuş.
Aman başımızdan eksik olmasın patronlarımız, onlar olmasa biz naparız? Mazallah tersanelerde o kadar adam ölüyor da hiç bir çözüm üretilmiyor. Bizden günlük 2 milyoncuk kesmişler çok mu, yok canııımm bizim maaşımızdan kırpmasalar, sizi geç saatlere kadar çalıştırmasalar nasıl kâr edip de kazanacaklar, nasıl bu sistemin çarkında dönecekler değil mi? Aman sesinizi çıkarmayalım şişşşşt gece gündüz çalışalım, alalım asgari ücretimizi oturalım şükredelim, bunu bulamayanlar da var.....
Veli (Tersane işçisi)
Okmeydanı halkı yıkım tehdidine karşı harekete geçti. Okmeydanı ile ilgili Anıtlar Yüksek Kurulu kararının duyulması ile mahalle gündemi yıkım tehdidine odaklandı. Mahalleli dozer kapıya dayanmadan harekete geçiyor. Kentsel dönüşüm projeleri Okmeydanı’nda ciddi bir direnişle karşılaşacak.
Bir ulusal gazetenin İstanbul ekinde çıkan haberde Okmeydanı’nında 14 bölgenin sit alanı ilan edildiği haberi yer aldı. Sit alanı ilan edilen alanların toplamda 140.000 metrekareden oluşuyor ve yaklaşık 12000 kişi burda ikamet ediyor. Okmeydanı açık hava müzesi olacak başlıklı haberde bu alanların yapıdan temizleneceği bildiriliyor.
Gazete haberi sonrasında yıkım tehditi mahallenin gündemi haline geldi. Geniş katılımlı bir halk toplantısı yapıldı. Kentin göbeğinde yer alan Okmeydanı semti şu an çok değerli br arazi üzerinde bulunuyor, Okmeydanılılar ise evlerinin derdinde rant projeleri karşısında bir araya geliyor.
İstanbul’un emekçi mahallelerinden olan Okmeydanı’nda neredeyse hiçbir evin tapusu yok. Yıkım bu mahallede yaşayanlar için sürekli bir tehdit oluştursa da son günlerde gerek Kadir Topbaş’ın ‘Fikirtepe tamam sırada Zeytinburnu, Okmeydanı, Esenler var(Radikal,18 Ocak 2011)’ şeklindeki açıklaması gerekde Okmeydanı’nı açık müze olmasıyla ilgili gazetelerde yer alan haberler bu tehdidin çok uzakta olmadığını gösteriyor .
Okmeydanı Çevre Koruma Derneği’nin çağrısıyla yapılan toplantıya yüzlerce Okmeydanılı katıldı. Halk bu haberlere karşı bir arada durmak gerektiğinde uzlaştı. Toplantıya katılan çevre mühendisi ve hukukçular Okmeydanı’nda ciddi bir rant olduğundan bahsedip yıkımların sit alanı olan bölgelerle sınırlı kalmayacağını vurguladılar. Sit alanı ilan edilen 14 bölgede oturan12000 kişinin bu sorundan doğrudan etkileneceği, aynı zamanda ilk etapta geçiş yolları ile bu sayının artacağı, değerlenen bölgeden emekçi halkın zamanla tamamen tahliye edeceğinden bahsedildi. Bu sorunu takip etmek üzere bir komisyon kuruldu.
Komisyon ilk toplantısını 12 Şubat Pazar günü yaptı. Komisyon toplantısında genel olarak koruma planı konuşulurken bazı kararlar da alındı. Okmeydanı’nda bir gazete çıkarılması ve sokak sokak komisyonların oluşturulması konuşuldu. Bu çalışmanın daha hızlı ve organize olabilmesi için bir yürütmenin kurulmasına karar verildi. Farklı siyasi çevreler ve farklı sorunlar üzerinden(ecrimisil sorunu yaşayanlar gibi) barınma hakkı mücadelesi verenlerin bir arada durması gerektiği vurgulandı.
Okmeydanlılar yıkım tehditi karşısında yan yana gelirken hem halk oplantsında hem de komisyon toplantısında rant-müliyet eksenli tartışmalar yapan siyasi ruplar da vardı. Halk içinde var olan ‘rant varsa biz yiyelim’ benzeri düşünceleri besleyen tartışmalara girilmesi mülkiyetçi, liberal bir anlayışın yansıması olarak burada da kendini hissettirdi.
Diğer yandan ‘Bu mahalle bizim yaşam alanımız, mahalleyi koruyan bir mücadele çizgisi oluşturmalıyız’ sözleri sarf edenler de vardı. Okmeydanılıların mahallelerini, evlerini bırakıp gitmeye niyetleri yok.
Okmeydanı Halkmedya
İlgili linkler:
http://www.haberturk.com/yasam/haber/598636-okmeydani-yikima-karsi-bir-araya-geldi http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/586027-okmeydani-acik-muze-olacak
Bir ulusal gazetenin İstanbul ekinde çıkan haberde Okmeydanı’nında 14 bölgenin sit alanı ilan edildiği haberi yer aldı. Sit alanı ilan edilen alanların toplamda 140.000 metrekareden oluşuyor ve yaklaşık 12000 kişi burda ikamet ediyor. Okmeydanı açık hava müzesi olacak başlıklı haberde bu alanların yapıdan temizleneceği bildiriliyor.
Gazete haberi sonrasında yıkım tehditi mahallenin gündemi haline geldi. Geniş katılımlı bir halk toplantısı yapıldı. Kentin göbeğinde yer alan Okmeydanı semti şu an çok değerli br arazi üzerinde bulunuyor, Okmeydanılılar ise evlerinin derdinde rant projeleri karşısında bir araya geliyor.
İstanbul’un emekçi mahallelerinden olan Okmeydanı’nda neredeyse hiçbir evin tapusu yok. Yıkım bu mahallede yaşayanlar için sürekli bir tehdit oluştursa da son günlerde gerek Kadir Topbaş’ın ‘Fikirtepe tamam sırada Zeytinburnu, Okmeydanı, Esenler var(Radikal,18 Ocak 2011)’ şeklindeki açıklaması gerekde Okmeydanı’nı açık müze olmasıyla ilgili gazetelerde yer alan haberler bu tehdidin çok uzakta olmadığını gösteriyor .
Okmeydanı Çevre Koruma Derneği’nin çağrısıyla yapılan toplantıya yüzlerce Okmeydanılı katıldı. Halk bu haberlere karşı bir arada durmak gerektiğinde uzlaştı. Toplantıya katılan çevre mühendisi ve hukukçular Okmeydanı’nda ciddi bir rant olduğundan bahsedip yıkımların sit alanı olan bölgelerle sınırlı kalmayacağını vurguladılar. Sit alanı ilan edilen 14 bölgede oturan12000 kişinin bu sorundan doğrudan etkileneceği, aynı zamanda ilk etapta geçiş yolları ile bu sayının artacağı, değerlenen bölgeden emekçi halkın zamanla tamamen tahliye edeceğinden bahsedildi. Bu sorunu takip etmek üzere bir komisyon kuruldu.
Komisyon ilk toplantısını 12 Şubat Pazar günü yaptı. Komisyon toplantısında genel olarak koruma planı konuşulurken bazı kararlar da alındı. Okmeydanı’nda bir gazete çıkarılması ve sokak sokak komisyonların oluşturulması konuşuldu. Bu çalışmanın daha hızlı ve organize olabilmesi için bir yürütmenin kurulmasına karar verildi. Farklı siyasi çevreler ve farklı sorunlar üzerinden(ecrimisil sorunu yaşayanlar gibi) barınma hakkı mücadelesi verenlerin bir arada durması gerektiği vurgulandı.
Okmeydanlılar yıkım tehditi karşısında yan yana gelirken hem halk oplantsında hem de komisyon toplantısında rant-müliyet eksenli tartışmalar yapan siyasi ruplar da vardı. Halk içinde var olan ‘rant varsa biz yiyelim’ benzeri düşünceleri besleyen tartışmalara girilmesi mülkiyetçi, liberal bir anlayışın yansıması olarak burada da kendini hissettirdi.
Diğer yandan ‘Bu mahalle bizim yaşam alanımız, mahalleyi koruyan bir mücadele çizgisi oluşturmalıyız’ sözleri sarf edenler de vardı. Okmeydanılıların mahallelerini, evlerini bırakıp gitmeye niyetleri yok.
Okmeydanı Halkmedya
İlgili linkler:
http://www.haberturk.com/yasam/haber/598636-okmeydani-yikima-karsi-bir-araya-geldi http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/586027-okmeydani-acik-muze-olacak
İstanbul’un emekçi mahallerinden Okmeydanı’ndan bildiriyorlar. Yaptıkları haberler kendi internet sitelerinde yayınlanıyor, facebook gruplarında dolaşıyor kimi zamansa Halkın sesi sayfalarında yerini buluyor. Okmeydanı’ndaki Halk Medya çalışması bildiğimiz medya kavramını baş aşağı çeviriyor.
Okmeydanı Halkevi bünyesinde kurulan Halk Medya atölyesi son dönemlerde yürüttüğü faaliyetlerle büyük medyanın haber ve habercilik anlayışını alt üst etti! Egemenlerin medyasına yani ‘ana akım’ medyaya karşı halkın öz iletişim kanalarını oluşturmayı amaçlayan atölye çalışması kapsamında bugüne dek Okmeydanı’yla ilgili onlarca haber hazırlandı, bir fanzin ve internet sitesi yayın hayatına başladı. Atölye şimdilerde yeni araçlarla daha da fazla kişiye değmeye hazırlanıyor.
Atölyenin kuruluşu iki yıl öncesine dayanıyor. İşçi, işsiz ve öğrenci gençlerin oluşturduğu katılımcılar daha önce hiç denenmemiş bir çalışmanın heyecanıyla bir araya geldiler. Mevcut medyadan dertliydiler, kendi sorunlarını daha fazla ifade etmek, bunları daha fazla görünür kılmak istiyorlardı. Kafalarında onlarca soru vardı. Bir şeyin haber değeri taşıması için ne gerekirdi? Örneğin Okmeydanı’nda bir hak arama eyleminin bu değere sahip olması için için polisin saldırması mı gerekliydi? Başka bir şey yapmak istiyorlar ancak bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlardı, dahası önceden hiçbiri haber yazmamıştı. İşe, Halkevleri İletişim Hakkı Atölyesi’nin hazırladığı ‘Hak Mücadeleleri İçin Medya Kılavuzu’ okumaları ve Atölye’den eğitmenlerin katıldığı alternatif bir eğitim programıyla başladılar. Bir yandan eleştirel bir gözle mevcut medya ve habercilik anlayışının eleştirisini kurarken bir yandan da kendilerinin ihtiyaçlarını ortaya koydular. Zamanla bu çizgide alternatif bir anlayışla haber yazma tekniklerinden haber fotoğrafçılığına oradan kamera kullanımına birçok temel bilgiyi edindiler. Eğitimin parçası olarak daha ilk dersten itibaren haber yazmaya başladılar. Olay odaklı habercilik anlayışına inat kimi zaman köşe başlarında bekleyen gençlik gruplarını, kimi zaman bakkalların sorunlarını, kimi zaman rantsal dönüşüm projelerini, kimi zaman polis şiddetini, kimi zamanda okullarındaki bir öğretmenin öğrencilere dayak atmasını yazdılar. Yazdıkça yazıları değişti, gelişti. Yazdıkça yaşamlarındaki sorunları daha iyi algılar oldular, onlara çözüm üretme yetilerini artırdılar. Yazdıkça ve yazdıklarını paylaştıkça yalnız olmadıklarını daha iyi anladılar. Haberlerini her hafta toplantıda paylaşmalarıyla sorunlarıyla ilgili daha fazla ortak akıl yürütmeye başladılar. Yazdıkları, Okmeydanı dışında da okundukça seslerini kamuoyuna daha fazla duyurur, deneyimlerini daha fazla paylaşır oldular.
Halk Medya çalışmasına katılanlar yepyeni bir iletişim anlayışı doğrultusunda bir ilk adım atmış durumdalar. Onlar artık ana akım medyadan mahallelerindeki sorunları haber yapmalarını beklemiyor, bunu bizzat kendileri yapıyorlar. “Bunun için üniversite mezunu olmamıza, gazeteci olmamıza, profesyonel kameralarımızın olmasına gerek yok” diyorlar. Fotoğraflarını, videolarını çoğu kez cep telefonlarıyla çekiyorlar. Yazılarını, bilgisayar ve internet bağlantısı kimde varsa onun evinde yazıyorlar. Okmeydanı Halk Medya Atölyesi bugünlerde çalışmayı bir adım daha ileri taşımak için harekete geçmiş durumda. Amaç daha fazla insana ulaşmak, ulaştıkları insanları kendi sorunlarını haberleştirmeleri yolunda teşvik etmek, Okmeydanı mahallesinin sesi olabilmek. Bu nedenle www.okmeydanininsesi.blogspot.com adresini yenilediler, facebook ve twitter’dan yayına başladılar. Haberlerin basılı halinin de insanlara ulaşabilmesi için mahallenin en işlek noktalarından birine bir pano ve dileyenlerin haberlerini atabilecekleri bir de kutu koydular.
En büyük hayalleriyse tüm ezilenlerin mahallelerinden işyerlerlerine oradan vadilerine tüm yaşam alanlarında kendi habercilik kanallarını yaratmaları ve bunların birgün bir araya gelmesiyle halkın kendi medyasını oluşması. (Not: Bu haberin kendisi de Atölye tarafından hazırlanmıştır)
Okmeydanı Halkevi bünyesinde kurulan Halk Medya atölyesi son dönemlerde yürüttüğü faaliyetlerle büyük medyanın haber ve habercilik anlayışını alt üst etti! Egemenlerin medyasına yani ‘ana akım’ medyaya karşı halkın öz iletişim kanalarını oluşturmayı amaçlayan atölye çalışması kapsamında bugüne dek Okmeydanı’yla ilgili onlarca haber hazırlandı, bir fanzin ve internet sitesi yayın hayatına başladı. Atölye şimdilerde yeni araçlarla daha da fazla kişiye değmeye hazırlanıyor.
Atölyenin kuruluşu iki yıl öncesine dayanıyor. İşçi, işsiz ve öğrenci gençlerin oluşturduğu katılımcılar daha önce hiç denenmemiş bir çalışmanın heyecanıyla bir araya geldiler. Mevcut medyadan dertliydiler, kendi sorunlarını daha fazla ifade etmek, bunları daha fazla görünür kılmak istiyorlardı. Kafalarında onlarca soru vardı. Bir şeyin haber değeri taşıması için ne gerekirdi? Örneğin Okmeydanı’nda bir hak arama eyleminin bu değere sahip olması için için polisin saldırması mı gerekliydi? Başka bir şey yapmak istiyorlar ancak bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlardı, dahası önceden hiçbiri haber yazmamıştı. İşe, Halkevleri İletişim Hakkı Atölyesi’nin hazırladığı ‘Hak Mücadeleleri İçin Medya Kılavuzu’ okumaları ve Atölye’den eğitmenlerin katıldığı alternatif bir eğitim programıyla başladılar. Bir yandan eleştirel bir gözle mevcut medya ve habercilik anlayışının eleştirisini kurarken bir yandan da kendilerinin ihtiyaçlarını ortaya koydular. Zamanla bu çizgide alternatif bir anlayışla haber yazma tekniklerinden haber fotoğrafçılığına oradan kamera kullanımına birçok temel bilgiyi edindiler. Eğitimin parçası olarak daha ilk dersten itibaren haber yazmaya başladılar. Olay odaklı habercilik anlayışına inat kimi zaman köşe başlarında bekleyen gençlik gruplarını, kimi zaman bakkalların sorunlarını, kimi zaman rantsal dönüşüm projelerini, kimi zaman polis şiddetini, kimi zamanda okullarındaki bir öğretmenin öğrencilere dayak atmasını yazdılar. Yazdıkça yazıları değişti, gelişti. Yazdıkça yaşamlarındaki sorunları daha iyi algılar oldular, onlara çözüm üretme yetilerini artırdılar. Yazdıkça ve yazdıklarını paylaştıkça yalnız olmadıklarını daha iyi anladılar. Haberlerini her hafta toplantıda paylaşmalarıyla sorunlarıyla ilgili daha fazla ortak akıl yürütmeye başladılar. Yazdıkları, Okmeydanı dışında da okundukça seslerini kamuoyuna daha fazla duyurur, deneyimlerini daha fazla paylaşır oldular.
Halk Medya çalışmasına katılanlar yepyeni bir iletişim anlayışı doğrultusunda bir ilk adım atmış durumdalar. Onlar artık ana akım medyadan mahallelerindeki sorunları haber yapmalarını beklemiyor, bunu bizzat kendileri yapıyorlar. “Bunun için üniversite mezunu olmamıza, gazeteci olmamıza, profesyonel kameralarımızın olmasına gerek yok” diyorlar. Fotoğraflarını, videolarını çoğu kez cep telefonlarıyla çekiyorlar. Yazılarını, bilgisayar ve internet bağlantısı kimde varsa onun evinde yazıyorlar. Okmeydanı Halk Medya Atölyesi bugünlerde çalışmayı bir adım daha ileri taşımak için harekete geçmiş durumda. Amaç daha fazla insana ulaşmak, ulaştıkları insanları kendi sorunlarını haberleştirmeleri yolunda teşvik etmek, Okmeydanı mahallesinin sesi olabilmek. Bu nedenle www.okmeydanininsesi.blogspot.com adresini yenilediler, facebook ve twitter’dan yayına başladılar. Haberlerin basılı halinin de insanlara ulaşabilmesi için mahallenin en işlek noktalarından birine bir pano ve dileyenlerin haberlerini atabilecekleri bir de kutu koydular.
En büyük hayalleriyse tüm ezilenlerin mahallelerinden işyerlerlerine oradan vadilerine tüm yaşam alanlarında kendi habercilik kanallarını yaratmaları ve bunların birgün bir araya gelmesiyle halkın kendi medyasını oluşması. (Not: Bu haberin kendisi de Atölye tarafından hazırlanmıştır)
Türkiyeli Ermeni gazeteci Hrant Dink, öldürülüşünün dördüncü yılında çeşitli etkinliklerle anıldı. Katliamı, Şişli’de okuyan, hepsi de farklı etnik kökenlere mensup liseli öğrencilerle konuştuk.
Hrant Dink cinayetinin üzerinden dört yıl geçti. Bu dört yılda mahkeme olayı aydınlatmak yolunda bir arpa boyu yol alamadı. Cinayetin planlanması ve ortadaki ihmaller zincirinde eski dönemin olduğu kadar yeni dönemin derin devlet ağlarının payının bulunması davanın sınırlarını da ortaya koyarken cinayete olduğu kadar davanın sonlanmamasına yönelik tepki de her geçen yıl daha fazla artıyor. Cinayeti Şişli’de okuyan, hepsi de farklı etnik kökenlere mensup liseli öğrencilerle konuştuk. Görüşlerine başvurduğumuz, hepsi de 17 yaşında ve lise son sınıf öğrencisi olan isimlerden İlkay Aynaz Mardinli bir Süryani ve dört yıldır Hrant Dink anmalarına katılıyor. Burak Kuruoğlu Kastamonulu ve ilk kez bu sene anmaya gelmiş. Rizeli Tayfun Bodursa iki yıldır anmalara katılıyor.
Hrant Dink katliamıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
İlkay: Türkiye’de Ermeniler’in zamanında yaşadığı olaylar tartışılmaya başlamışken Ermeni aydınlarından olan Hrant’ın katliamı ortadaki yarayı iyice derinleştirdi. Aynı zamanda bu katliam ülkedeki faşizmin en büyük örneği olarak karşımızda yer edindi.
Burak: Hrant Dink’in öldürülmesi ülkedeki azınlıkların Türkler’e karşı tepki geliştirmelerine neden oldu.
Tayfun: Bu katliam ilk önce Türkiye’nin dünya basınındaki yerini ayaklar altına alan bir olay ve ülkedeki kardeşlik ortamını zedeleyen bir olay oldu. Bunun gibi katliamlara karşı eylemler düzenleniyor ve her yıl bu eylemlere katılım azalıyor.
Sizce katılımdaki azalmanın nedeni nedir?
İlkay: Bence insanlar giderek bu olaylara alışıyorlar, bundan dolayı artık eyleme gitmek onlar açısından sıradanlaşıyor.
Burak: Hem şehit haberleri hem de ülkedeki iç savaş Hrant’ın unutulmasına neden oldu.
Tayfun: Basında yapılan anmaların, eylemlerin yeterli olarak verilmemesi ve anmaların sadece 19 ocak’ta yapılıyor olması insanların unutmasındaki başlıca neden. Yani anmaları klasik bir 19 ocak eyleminden öteye taşıyıp bu katliamı her gün gündeme getirmek lazım.
Sizce bu katliamın yapılmasındaki amaç ne olabilir?
İlkay: Tamamıyla Türkiye’deki azınlıkların sindirilmesi. Bunun için de Hrant Dink gibi bir kardeşlik savunucusunu seçtiler.
Burak: Ülkedeki belli bir gücün kardeşlik ortamını yıkmak amacıyla hazırladığı bir katliam.
Tayfun: Zaten ülkede bir etnik kin var, bu da bunu ortaya çıkarmak ve büyütmek amacıyla yapıldı.
Peki, sizce bu katliamı gerçekleştirenler amaçlarına ulaşabildiler mi?
İlkay: Hayır. Ulaşamadılar çünkü bu katliam ülkede kardeşlik ortamını daha belirgin hale getirdi. Binlerce kişi tanımadığı ve etnik kökenleri farklı olan binlerle birlikte aynı sloganı attı.
Burak: Bence ulaştılar. Çünkü hem Türkler’i birbirine düşürdüler hem de azınlıkları kışkırttılar. Ancak bu kışkırtma katliam gibi değil kardeşlik gibi sonuç çıkarttı.
Tayfun: Bu konuda bilgisi olmayanları kendilerine taraf etmeyi başardılar. Bu da amaçlarına ulaştıklarının bir göstergesidir.
Peki, bu katliamlara karşı nasıl bir tavır sergilemek gerekir?
İlkay: Bunlara karşı güçlü ve kalabalık bir şekilde tepki göstermek gerekiyor.
Burak: Bu tür olaylara karşı toplumsal bir şekilde mücadele edilmesi gerekiyor.
Tayfun: Bunların karşısında toplu bir tepki gerekiyor ancak bu yeterli değil. Öncelikle insanların baskı altına alınmasına, ölümlerine ve katledilmesine her ne sebepten olursa olsun tepki gösterilirse bu tür olaylar sıradan olma özelliğini kaybeder.
Murat
Hrant Dink cinayetinin üzerinden dört yıl geçti. Bu dört yılda mahkeme olayı aydınlatmak yolunda bir arpa boyu yol alamadı. Cinayetin planlanması ve ortadaki ihmaller zincirinde eski dönemin olduğu kadar yeni dönemin derin devlet ağlarının payının bulunması davanın sınırlarını da ortaya koyarken cinayete olduğu kadar davanın sonlanmamasına yönelik tepki de her geçen yıl daha fazla artıyor. Cinayeti Şişli’de okuyan, hepsi de farklı etnik kökenlere mensup liseli öğrencilerle konuştuk. Görüşlerine başvurduğumuz, hepsi de 17 yaşında ve lise son sınıf öğrencisi olan isimlerden İlkay Aynaz Mardinli bir Süryani ve dört yıldır Hrant Dink anmalarına katılıyor. Burak Kuruoğlu Kastamonulu ve ilk kez bu sene anmaya gelmiş. Rizeli Tayfun Bodursa iki yıldır anmalara katılıyor.
Hrant Dink katliamıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
İlkay: Türkiye’de Ermeniler’in zamanında yaşadığı olaylar tartışılmaya başlamışken Ermeni aydınlarından olan Hrant’ın katliamı ortadaki yarayı iyice derinleştirdi. Aynı zamanda bu katliam ülkedeki faşizmin en büyük örneği olarak karşımızda yer edindi.Burak: Hrant Dink’in öldürülmesi ülkedeki azınlıkların Türkler’e karşı tepki geliştirmelerine neden oldu.
Tayfun: Bu katliam ilk önce Türkiye’nin dünya basınındaki yerini ayaklar altına alan bir olay ve ülkedeki kardeşlik ortamını zedeleyen bir olay oldu. Bunun gibi katliamlara karşı eylemler düzenleniyor ve her yıl bu eylemlere katılım azalıyor.
Sizce katılımdaki azalmanın nedeni nedir?
İlkay: Bence insanlar giderek bu olaylara alışıyorlar, bundan dolayı artık eyleme gitmek onlar açısından sıradanlaşıyor.
Burak: Hem şehit haberleri hem de ülkedeki iç savaş Hrant’ın unutulmasına neden oldu.
Tayfun: Basında yapılan anmaların, eylemlerin yeterli olarak verilmemesi ve anmaların sadece 19 ocak’ta yapılıyor olması insanların unutmasındaki başlıca neden. Yani anmaları klasik bir 19 ocak eyleminden öteye taşıyıp bu katliamı her gün gündeme getirmek lazım.
Sizce bu katliamın yapılmasındaki amaç ne olabilir?
İlkay: Tamamıyla Türkiye’deki azınlıkların sindirilmesi. Bunun için de Hrant Dink gibi bir kardeşlik savunucusunu seçtiler.
Burak: Ülkedeki belli bir gücün kardeşlik ortamını yıkmak amacıyla hazırladığı bir katliam.
Tayfun: Zaten ülkede bir etnik kin var, bu da bunu ortaya çıkarmak ve büyütmek amacıyla yapıldı.
Peki, sizce bu katliamı gerçekleştirenler amaçlarına ulaşabildiler mi?
İlkay: Hayır. Ulaşamadılar çünkü bu katliam ülkede kardeşlik ortamını daha belirgin hale getirdi. Binlerce kişi tanımadığı ve etnik kökenleri farklı olan binlerle birlikte aynı sloganı attı.
Burak: Bence ulaştılar. Çünkü hem Türkler’i birbirine düşürdüler hem de azınlıkları kışkırttılar. Ancak bu kışkırtma katliam gibi değil kardeşlik gibi sonuç çıkarttı.
Tayfun: Bu konuda bilgisi olmayanları kendilerine taraf etmeyi başardılar. Bu da amaçlarına ulaştıklarının bir göstergesidir.
Peki, bu katliamlara karşı nasıl bir tavır sergilemek gerekir?
İlkay: Bunlara karşı güçlü ve kalabalık bir şekilde tepki göstermek gerekiyor.
Burak: Bu tür olaylara karşı toplumsal bir şekilde mücadele edilmesi gerekiyor.
Tayfun: Bunların karşısında toplu bir tepki gerekiyor ancak bu yeterli değil. Öncelikle insanların baskı altına alınmasına, ölümlerine ve katledilmesine her ne sebepten olursa olsun tepki gösterilirse bu tür olaylar sıradan olma özelliğini kaybeder.
Murat
Artık neredeyse her lise öğrencisi üniversite ya da lise sınavına hazırlanmak için dershaneleri tercih ediyor. Dershanelerdeki öğrenci sayısının hızla artması bazılarının işine geliyor. İşin kötüsü bazı öğretmenler de piyasa düzeninin bir parçası oluyor.
Dershanelerdeki öğretmenlerin birçoğu hem okullarda öğretmenlik yapıyor hem de dershanelerde. Bu durumun suçlusu ilk bakışta öğretmenlermiş gibi gözükse de asıl suçlunun öğretmenleri bu duruma sürükleyen sistem olduğunu biliyoruz. Fakat bu durumu tamamen ticarete döken öğretmenlere de rastlamıyor değiliz.
Örneğin hem bir lisede hem de bir dershanede çalışan bir biyoloji öğretmeni, okuldaki öğrencilerinin velileri ile konuşup öğrencilerini kendi çalıştığı dershaneye kaydettiriyor. Bununla da kalmayıp bundan pirim alıyor. Hatta dershaneye yazılan öğrencilerine “Sınavda bunlara yakın sorular çıkacak. Yani elinizde bir altın var. Ama siz bu altını herkesle paylaşırsanız altın taş olur’’ diyor. İşi doğrudan ticarete dökmüş olan öğretmenimiz bir de ekliyor: ‘’Eğer belgeyi 3-5 puanla kaçırıyorsanız dert etmeyin, hallederim.’’ . Bunları yapmaktan utanmayıp öğrencileri ve velileri doğrudan müşteri yerine koyan bu öğretmenimiz bu sözlerinin ardına da o ünlü cümleyi yapıştırıyor “Her şey sizin geleceğiniz için.” Anlaşılan veliler, öğrenciler ve öğretmenler eğitim haklarını savunurken kendi içlerinden olup ruhu piyasan yana olanlarla da mücadele etmek zorunda kalacak.
Ekin
Dershanelerdeki öğretmenlerin birçoğu hem okullarda öğretmenlik yapıyor hem de dershanelerde. Bu durumun suçlusu ilk bakışta öğretmenlermiş gibi gözükse de asıl suçlunun öğretmenleri bu duruma sürükleyen sistem olduğunu biliyoruz. Fakat bu durumu tamamen ticarete döken öğretmenlere de rastlamıyor değiliz.
Örneğin hem bir lisede hem de bir dershanede çalışan bir biyoloji öğretmeni, okuldaki öğrencilerinin velileri ile konuşup öğrencilerini kendi çalıştığı dershaneye kaydettiriyor. Bununla da kalmayıp bundan pirim alıyor. Hatta dershaneye yazılan öğrencilerine “Sınavda bunlara yakın sorular çıkacak. Yani elinizde bir altın var. Ama siz bu altını herkesle paylaşırsanız altın taş olur’’ diyor. İşi doğrudan ticarete dökmüş olan öğretmenimiz bir de ekliyor: ‘’Eğer belgeyi 3-5 puanla kaçırıyorsanız dert etmeyin, hallederim.’’ . Bunları yapmaktan utanmayıp öğrencileri ve velileri doğrudan müşteri yerine koyan bu öğretmenimiz bu sözlerinin ardına da o ünlü cümleyi yapıştırıyor “Her şey sizin geleceğiniz için.” Anlaşılan veliler, öğrenciler ve öğretmenler eğitim haklarını savunurken kendi içlerinden olup ruhu piyasan yana olanlarla da mücadele etmek zorunda kalacak.
Ekin
Okmeydanı Eğitim Hakkı Atölyesi'nin "ders başarısı
ve çocuk psikolojisi" üzerine düzenlediği panel 19 Şubat günü veli ve
öğretmenlerin katılımıyla gerçekleşti.
Velilerin yoğun ilgi gösterdiği panelde konuşan Psikolojik Danışman Işın Kucur başarının sadece öğrencinin okulda aldığı notlar veya sınıfının geçmesi yada uygulanan sınavlardan yüksek puan almak demek olmadığını aslında başarının hayat boyunca uğradığı başarısızlıklar sonucunda tekrar ayağa kalkması ve başaramadıklarını tekrar tekrar denemesi olduğunu vurguladı. Çocukların okulda derslerinin başarısında ise sadece çocuğun tek başına okulda ve evde ders çalışmakla mümkün olmayacağını, velinin de çocuğu, okulu, öğretmeni gözlemlemesi gerektiğini fakat aşırı müdahalelerden de kaçınması gerektiğini söyledi.
Veliler de sık sık söz alarak mevcut eğitim sisteminde aslında çocuklarının istenilen eğitimi tam olarak alamadığından bahsettiler ve eğitimden algılananın da sadece yapılan veli toplantılarında okulun ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli aidatların toplanması olduğunu anlattılar.
Panelde Okmeydanı Eğitim Hakkı Atölyesi'nin de yeni dönemde AKP’ nin saldırılarına karşı çevrede bulunan okullarda en küçük sorundan en büyüğüne kadar yaşanan sıkıntıları gündemine alması önerildi. Eğitim Hakkı Bülteni'nin de çevre okullarda panele katılan velilerle birlikte dağıtılması kararı alındı.
Velilerin yoğun ilgi gösterdiği panelde konuşan Psikolojik Danışman Işın Kucur başarının sadece öğrencinin okulda aldığı notlar veya sınıfının geçmesi yada uygulanan sınavlardan yüksek puan almak demek olmadığını aslında başarının hayat boyunca uğradığı başarısızlıklar sonucunda tekrar ayağa kalkması ve başaramadıklarını tekrar tekrar denemesi olduğunu vurguladı. Çocukların okulda derslerinin başarısında ise sadece çocuğun tek başına okulda ve evde ders çalışmakla mümkün olmayacağını, velinin de çocuğu, okulu, öğretmeni gözlemlemesi gerektiğini fakat aşırı müdahalelerden de kaçınması gerektiğini söyledi.
Veliler de sık sık söz alarak mevcut eğitim sisteminde aslında çocuklarının istenilen eğitimi tam olarak alamadığından bahsettiler ve eğitimden algılananın da sadece yapılan veli toplantılarında okulun ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli aidatların toplanması olduğunu anlattılar.
Toplantıda ayrıca, eğitim sisteminin AKP döneminde özel
proje olarak ele alındığı ve eğitimde piyasalaşmanın, gericiliğin ve
güvencesizliğin giderek hız kazandığı, yeni dönemde de AKP’nin eğitim hizmetine
yönelik saldırılarının daha da artacağı konuşuldu.
Panelde Okmeydanı Eğitim Hakkı Atölyesi'nin de yeni dönemde AKP’ nin saldırılarına karşı çevrede bulunan okullarda en küçük sorundan en büyüğüne kadar yaşanan sıkıntıları gündemine alması önerildi. Eğitim Hakkı Bülteni'nin de çevre okullarda panele katılan velilerle birlikte dağıtılması kararı alındı.

Bayramın 4. günü Okmeydanılı halkevciler ve halkevi dostları bayramlaşma etkinliğinde buluştu. Yapılan açılış konuşmasında ‘Bayramlar bizim için insanların bir araya geldiği önemli günlerdir. Halkevi’nde mücadele arkadaşlarıyla bir araya gelmenin ise kuşkusuz başka bir önemi vardır’ denildi. Açılış konuşmasının ardından Okmeydanı Halkevi’nin geçmiş bir yılını anlatan bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Halkevi’nin önümüzdeki süreçte izleyeceği çizgini anlatıldığı kısa bir konuşmanın ardındansa bayram muhabbetlerine ve bayram sofrasına geri dönüldü. Yaklaşık 100 kişinin katıldığı bayramlaşma etkinliği müzik dinletisiyle sona erdi.

Okmeydanı Halkevi ikinci tiyatro ekibi kuruldu. Yetişkinlerden oluşan tiyatro ekibi kasım ayı başından itibaren çalışmalara başladı. Doğal Tiyatro Ekolünü takip eden tiyatro ekibi bir ay sürecek oyunculuk eğitiminden sonra oyun çalışmaya başlayacak. Çalışılacak oyunun bahar aylarına doğru tamamlanması bekleniyor. Doğaçlama Tiyatro atölyesinin aksine yetişkinlerden oluşan ekiple Doğaçlama atölye arasında tatlı bir rekabet de yaşanıyor. Doğaçlama tiyatro atölyesi ise çalışmalarına devam ediyor. Bu haftadan itibaren yapılacak Yaratıcı Drama Atölyesine ise iki ekip birlikte katılacak.


Che Guevera ölümünün 43.yılında Okmeydanı'nda yapılan bir etkinlikle anıldı.9 Ekim günü yapılan anma etkinliği liseli genç umutun ve mahalleden gençlerin katılımıyla gerçekleştirildi. Anma meşaleli yürüyüşle başladı. Yürüyüş sırasında yapılan konuşmalarla Che'nin bugünün devrimci mücadelesi için ne anlam ifade ettiği anlatıldı.'Umut yürek isyan Ernesto'ya bin selam, Gençlik ayağa Deniz Mahir olmaya, Yaşasın halkların kardeşliği, Yaşasın halkın hakları mücadelemiz' sloglarının atıldı. Anma etkinliğinin ikinci bölümü halkevinde yapıldı. Etkinliğin bu kısmında Che'nin hayatını anlatan bir sinevizyon gösterimi ile şiir ve müzik dinletisi yapıldı. Etkinliğe 40 civarı genç katıldı.

Okmeydanı Halkevi’nde kurs kayıtları başladı. Yıllardır düzenli olarak eğitim ve atölye faaliyetlerinin yapıldığı Halkevi’nde bu yıl çalışmalar dört başlık altında toplandı. İlköğretim öğrencileri için temel dersler kursları ve tiyatro atölyesi yapılacak. Kadınlar için kadın emeği atölyesi, kadın ve siyaset atölyesi ve okuma yazma kuru yapılacak. Gençler içinse lise destek kursları (Türkçe, matematik, açık öğretim), kültür/sanat kursları (gitar, halkoyunları, doğaçlama tiyatro, müzik atölyesi, sokak dansları atölyesi), ve dil kursları (Kürtçe, Almanca, İngilizce) yapılacak. Görme engelliler içinse özel materyallerle matematik ve üniversiteye hazırlık için İngilizce ve Türkçe kursları Engeli Hakları Atölyesi ile birlikte yapılacak. Dersler ekim ortasından itibaren başlayacak.(kurs afişleri için bkz http://www.halkevleri.org.tr/etkinlikler/okmeydani-halkevi-guz-donemi-egitim-calismalari-kayitlari-basladi)
Okmeydanı Sibel Yalçın Parkı’nda Halk Cephesinin açtığı standa polis müdahale etti.
Cumartesi(11 eylül)akşam 9 sularında çevik kuvvet ve sivil polislerden oluşan akrep denilen zırhlı araçlarla mahalleye inen polis ordusu önce kimlik kontrolü yapmak istediler sonrasında stanttı toplamaya çalıştılar. Direnişle karşılaşan polisler biber gazı kullanarak masaları dağıttılar. Mahallelilerin ve diğer devrimci kurumların tepkisiyle karşılaşan çevik kuvvet polisleri mahalleden çekildi ancak akrep denilen zırhlı araçla yaşanan kovalamaca gecenin geç saatlerine kadar sürdü.
Mahalleye müdahale etmek için fırsat kollayan polis haftalardır açılan ve mahallede olumlu da karşılanan standa müdahale bahanesiyle mahalleye girdi. Müdahale sırasında parkta bulunan ve balkonlara çıkan vatandaşlar polise tepki gösterdiler. Polis henüz parktan çekilmemişken Okmeydanı sokaklarında bir araya gelen devrimciler polise karşı direnişe geçtiler. Devrimcilerin bir araya gelmesini engellemek için kitle içine son sürat dalan akrep biber gazı ve plastik mermilerle saldırdı. Polisin bu çabasına rağmen bir araya gelen devrimciler halka yaşananları anlatarak mahalleyi gezdiler. Yapılan konuşmalarda polisin mahalleye neden saldırdığı, AKP demokrasisi anlatılırken mahalle halkı polise karşı tepki göstermeye çağrıldı.
Okmeydanı sokakları yeniden ‘Yaşasın devrimci dayanışma, Faşizme karşı omuz omuza’ sloganlarıyla inerken polis devrimcilerin öfkesinden nasibini aldı. Akrep denen araç her karşı karşıya gelindiğinde taşlandı. Yaşanan çatışmada birçok devrimci plastik mermilerin hedefi haline geldi. Kovalamaca sırasında Okmeydanı halkı kapılarını devrimcilere açtı, yoldan geçenler polisin nerde olduğu hakkında bilgi verdi. Gece geç saatlere kadar süren çatışma sonrası polis mahalleden çekilirken devrimciler kontrollü bir şekilde dağıldılar.
Cumartesi(11 eylül)akşam 9 sularında çevik kuvvet ve sivil polislerden oluşan akrep denilen zırhlı araçlarla mahalleye inen polis ordusu önce kimlik kontrolü yapmak istediler sonrasında stanttı toplamaya çalıştılar. Direnişle karşılaşan polisler biber gazı kullanarak masaları dağıttılar. Mahallelilerin ve diğer devrimci kurumların tepkisiyle karşılaşan çevik kuvvet polisleri mahalleden çekildi ancak akrep denilen zırhlı araçla yaşanan kovalamaca gecenin geç saatlerine kadar sürdü.
Mahalleye müdahale etmek için fırsat kollayan polis haftalardır açılan ve mahallede olumlu da karşılanan standa müdahale bahanesiyle mahalleye girdi. Müdahale sırasında parkta bulunan ve balkonlara çıkan vatandaşlar polise tepki gösterdiler. Polis henüz parktan çekilmemişken Okmeydanı sokaklarında bir araya gelen devrimciler polise karşı direnişe geçtiler. Devrimcilerin bir araya gelmesini engellemek için kitle içine son sürat dalan akrep biber gazı ve plastik mermilerle saldırdı. Polisin bu çabasına rağmen bir araya gelen devrimciler halka yaşananları anlatarak mahalleyi gezdiler. Yapılan konuşmalarda polisin mahalleye neden saldırdığı, AKP demokrasisi anlatılırken mahalle halkı polise karşı tepki göstermeye çağrıldı.
Okmeydanı sokakları yeniden ‘Yaşasın devrimci dayanışma, Faşizme karşı omuz omuza’ sloganlarıyla inerken polis devrimcilerin öfkesinden nasibini aldı. Akrep denen araç her karşı karşıya gelindiğinde taşlandı. Yaşanan çatışmada birçok devrimci plastik mermilerin hedefi haline geldi. Kovalamaca sırasında Okmeydanı halkı kapılarını devrimcilere açtı, yoldan geçenler polisin nerde olduğu hakkında bilgi verdi. Gece geç saatlere kadar süren çatışma sonrası polis mahalleden çekilirken devrimciler kontrollü bir şekilde dağıldılar.
Anayasa referandumuna sayılı günler kaldı. Meydanlarda hamasi nutuklar atılıyor. Anayasa değişikliği sonrasında bizim hayatımızda da bir dizi değişiklik olacak. Çünkü bu anayasayla sermayenin ve AKP’nin ihtiyaçları karşılanıyor. buradan da yoksula daha çok yoksulluk, kürde daha çok baskı, kadına daha çok cinsiyetçilik çıkıyor. Ama pek çok kesimin umurunda değilmiş gibi gözüküyor. Parti liderleri anayasa içeriğinden hiç bahsetmezken bazen soy sop bazen de boy pos yarıştırıyorlar. Buna kaşı halkın siyasetini yapanlarsa referandumda hayır diyor.
Neden Hayır?
• Bu anayasa AKP’nin ve sermayenin ihtiyaçlarının ürünü olduğu için hayır.
• AKP’ye iktidara getiren 12 faşizminin geliştirdiği koşullardır. AKP darbe ile hesaplaşamayacağı için hayır.
• Halkın haklarının yer almadığı bir anayasaya hayır.
• Grev yasaklarının kuvvetlendiği anayasaya Hayır.
• AKP yanlısı sendikaların önünü açarak sendikal mücadeleyi etkisiz hale getiren anayasaya hayır.
• Bu anayasa referandumunda sandıktan ezici bir çoğunlukla evet çıkması halinde AKP’nin daha yoğun bir saldırı başlatacağı için hayır
• Alevilerin Kürtlerin haklarını tanımayan anayasaya hayır.
• Belediyelerin kararlarını yargı denetimi dışına çıkaracak anayasaya hayır.
Kim Ne Diyor?
Egemenler arası iktidar mücadelesin bir aracı gibi yansıtılan referandum solun kafasını da karıştırmış durumda. Başını Kürt Hareketinin çektiği ve sosyalistlerin bir kısmının da içinde bulunduğu bir grup referandumda boykot diyor. Egemenler arası çatışmada taraf olmamak adına(hayır diyenleri egemenlere yedeklenmekle suçlayarak) birçok hak gaspını beraberinde getiren anayasaya hayır demekten çekiniyor. Bu tavrın bir ucunda Kürt hareketinin kuyrukçuluğunu yapmak dururken diğer ucunda politika üretememe/egemen söylemin altında ezilme yatıyor.
Sokak Hareketleniyor?
AKP medyasıyla afişiyle sözde aydınlarıyla halkın üzerinde tahakküm kurarken sokaklar devrimcilerin müdahaleleriyle canlanıyor. Hayır diyen CHP-MHP gibi düzen partileri hiç ortalıklarda görünmezken devrimciler her an bir yerlerde Halkın hayırını örgütlüyorlar. İstanbul da Pazar günü Kadıköy meydanını dolduran günler öncesinde tüm İstanbul’u hayır mitingi afişleriyle bezeyen devrimciler bazen bir falçata darbesiyle bazense bir ev toplantısıyla AKP’nin yalanına sermayenin talanına müdahale ediyorlar.
Maalesef Yaşanacak Bir Anaya Öyküsü
Evlerin yıkımına başlandı. Birkaç ay süren direniş yargıdan bir sonuç alamayınca çözülmüştü. Hâkim demiş ki kararda ‘… Belediye meclisinin ilgili kararında kamu yararı olmamasına rağmen son anayasa değişikliğiyle yerindelik denetimi yasağı getirildiğinden kararın iptaline yer olmadığına…’.
Vatandaş Ömer 90’ların kirli havasında göçüp İstanbul’a gelmiştir. Akşamları tıklım dolu olan otobüslerde yaz kış kan ter içinde zaman zamansa para vermeyerek evine dönmektedir. Bir savaşın içinden gelmiştir, bir yağmanın içine düşmüştür.Yedi tane çocukları var. Büyükler 15 ve 17 yaşlarında, onlar için korkmaktadır. Taş atmak caizdir hala yok sayılan bir halkın çocuklarına. Eskiden hapse atılan ‘taş atan çocuklar’ı artık devlet ‘yüksek yararları’ için ailelerinden alıp sosyal hizmetlere verebilecektir. Son anayasa değişikliğiyle ferman buyurmuştur insan tüccarları.
Aklına bir vakitler çok dinlediği Anayasso şiiri gelir: Şavata’dan Hakkari’ye yol gitmiyi…Ankara’da anayasso..’ Okmeydanı’ndan da Ankara’ya ses gitmiyor diye düşünür, inşaatta çalışırken 8.kattan düşerek ölen arkadaşının karısını yıkılan evinin avlusunda başı elleri arasında görünce…
Neden Hayır?
• Bu anayasa AKP’nin ve sermayenin ihtiyaçlarının ürünü olduğu için hayır.
• AKP’ye iktidara getiren 12 faşizminin geliştirdiği koşullardır. AKP darbe ile hesaplaşamayacağı için hayır.
• Halkın haklarının yer almadığı bir anayasaya hayır.
• Grev yasaklarının kuvvetlendiği anayasaya Hayır.
• AKP yanlısı sendikaların önünü açarak sendikal mücadeleyi etkisiz hale getiren anayasaya hayır.
• Bu anayasa referandumunda sandıktan ezici bir çoğunlukla evet çıkması halinde AKP’nin daha yoğun bir saldırı başlatacağı için hayır
• Alevilerin Kürtlerin haklarını tanımayan anayasaya hayır.
• Belediyelerin kararlarını yargı denetimi dışına çıkaracak anayasaya hayır.
Kim Ne Diyor?
Egemenler arası iktidar mücadelesin bir aracı gibi yansıtılan referandum solun kafasını da karıştırmış durumda. Başını Kürt Hareketinin çektiği ve sosyalistlerin bir kısmının da içinde bulunduğu bir grup referandumda boykot diyor. Egemenler arası çatışmada taraf olmamak adına(hayır diyenleri egemenlere yedeklenmekle suçlayarak) birçok hak gaspını beraberinde getiren anayasaya hayır demekten çekiniyor. Bu tavrın bir ucunda Kürt hareketinin kuyrukçuluğunu yapmak dururken diğer ucunda politika üretememe/egemen söylemin altında ezilme yatıyor.
Sokak Hareketleniyor?
AKP medyasıyla afişiyle sözde aydınlarıyla halkın üzerinde tahakküm kurarken sokaklar devrimcilerin müdahaleleriyle canlanıyor. Hayır diyen CHP-MHP gibi düzen partileri hiç ortalıklarda görünmezken devrimciler her an bir yerlerde Halkın hayırını örgütlüyorlar. İstanbul da Pazar günü Kadıköy meydanını dolduran günler öncesinde tüm İstanbul’u hayır mitingi afişleriyle bezeyen devrimciler bazen bir falçata darbesiyle bazense bir ev toplantısıyla AKP’nin yalanına sermayenin talanına müdahale ediyorlar.
Maalesef Yaşanacak Bir Anaya Öyküsü
Evlerin yıkımına başlandı. Birkaç ay süren direniş yargıdan bir sonuç alamayınca çözülmüştü. Hâkim demiş ki kararda ‘… Belediye meclisinin ilgili kararında kamu yararı olmamasına rağmen son anayasa değişikliğiyle yerindelik denetimi yasağı getirildiğinden kararın iptaline yer olmadığına…’.
Vatandaş Ömer 90’ların kirli havasında göçüp İstanbul’a gelmiştir. Akşamları tıklım dolu olan otobüslerde yaz kış kan ter içinde zaman zamansa para vermeyerek evine dönmektedir. Bir savaşın içinden gelmiştir, bir yağmanın içine düşmüştür.Yedi tane çocukları var. Büyükler 15 ve 17 yaşlarında, onlar için korkmaktadır. Taş atmak caizdir hala yok sayılan bir halkın çocuklarına. Eskiden hapse atılan ‘taş atan çocuklar’ı artık devlet ‘yüksek yararları’ için ailelerinden alıp sosyal hizmetlere verebilecektir. Son anayasa değişikliğiyle ferman buyurmuştur insan tüccarları.
Aklına bir vakitler çok dinlediği Anayasso şiiri gelir: Şavata’dan Hakkari’ye yol gitmiyi…Ankara’da anayasso..’ Okmeydanı’ndan da Ankara’ya ses gitmiyor diye düşünür, inşaatta çalışırken 8.kattan düşerek ölen arkadaşının karısını yıkılan evinin avlusunda başı elleri arasında görünce…




Okmeydanı Halkevi'nde bir aydır devam eden yaz okulu 21 Ağustos Cumartesi günü 20.30'da Sibel Yalçın Parkı'nda yapılan üçüncü çocuk şenliğiyle sona erdi. Pınar Sağ ve Tolga Sağ'ın da konuk sanatçı olarak katıldıkları şenliğe bin beş yüze yakın Okmeydanı'lı katılırken çocukların üretimleri göz doldurdu. Okmeydanı Halkevi Müzik Atölyesi'nin şarkılarıyla başlayan şenlikte sahneye sırasıyla çocuk halkoyunları ekibi, çocuk tiyatrosu, Pınar Sağ, Tolga Sağ, çocuk dans ekibi ve çocuk korosu çıktı. Öğrenci Kolektifleri'nden Sultan ve İstanbul Halkevi Başkanı Nuri Günay'ın da gündem konuşmaları yaptıkları şenlik geç saatlere kadar devam etti.
Gün boyu şenlik...
Çocuklar sabah saatlerinden itibaren Halkevi'ne gelmeye başladılar. Dillerinden koro şarkıları günboyu düşmedi. Öğleden sonra sahnede son provalar yapıldı. Günboyu süren şenlik hazırlıkları sırasında mahallenin tüm çocuklarının gözü Halkevi'ndeydi. Şenlik saati yaklaşırken Halkevi'ne gelen anne babalar da şenlikte satılması için hazırladıkları pasta ve çöreklerle Halkevi mutfağını doldurdular.
Şenlik alanı ise başlama saatinden yarım saat önce dolmaya başladı. Şenlik Okmeydanı Müzik Atöyesi'nin şarkılarıyla başladı. Çalışmalarına yaz okulu ile başlayan ve yaz okulundan sonra da devam edecek olan atölye ilk kez çıktığı sahnede seyircilerin beğenisini topladı. Türkülerden oluşan program yarım saat sürdü.
Okumuş İnsan Okmeydanı'ndaydı
Müzik Atölyesi'nin ardından Halkevci ablalarıyla birkilkte sahneye çıkan minik sunucular şenlik programını anlatıp Öğrenci Kolektifleri'nden Sultan Hocaları'nı şu sözlerle sahneye davet ettiler:
''Okumuş insan halkın yanındanır'' diyerek çıktılar yola...Bu bir ayı Okmeydanı'nda çocuklarla geçirdiler. Onları AKP'li bakanlara attıkları yumurtalardan tanıyoruz, metrobüs zamlarına karşı beraber atladık turnikeden. Onlar bu ülkenin aydın devrimci üniversitelileri. -Öğrenci Kolektiflerinden Sultan Hocamızı konuşmasını yapmak üzere sahneye davet ediyoruz."
Öğrenci Kolektifleri'nden "Sultan hoca" 15 mahallede 1500 çocuğa yaz okulu kurduklarını, bugüne kadar öğrendikleri birçok şeyi; bilimi, sanatı halkla paylaşmaya geldiklerini söyledi ve 'Çünkü üniversiteliyiz, üniversitelinin temel görevi halkın yanında olmaktır.' diyen Sultan 'Bugün Tayyip Erdoğan ise sahte gözyaşları ile halkı kandırmaya çalışıyor. Bu anayasa da daha fazla yoksulluk ve sömürü anayasasıdır. Halkımızla birlikte mücadele etmeye AKP anayasasına HAYIR demeye, haklarımızın yer aldığı, Alevilerin-Kürtlerin haklarının yer aldığı, eşitliğin, özgürlüğün, kardeşliğin ülkesini kurana kadar mücadele edeceğiz' dedi.
Öğrenci Kolektiflerinin konuşmasının ardından Karadeniz figürleriyle halk oyunları ekibi sahneye çıktı. Trabzon horonu ve kolbastı figürleri sergileyen çocuklar çok beğenildi. Halkoyunlarının ardından 'Mutsuz Prenses' isimli oyunla sahneye çıkan tiyatrocu çocuklar kıyafetleriyle ilgi toplarken, zaman zaman heyecanlansalar da teknik eksiklikler olsa da yarım saate yakın bir süre dikkati üzerlerinde toplamayı başardılar.
Yalana Talana AKP'ye Hayır
Tiyatro gösteriminin ardından sahneye çıkan İstanbul Halkevi Başkanı Nuri Günay bir konuşma yaptı. Konuşmasında yapılan kampanyanın önemine değinen Günay, referandum konusunda da “Çocuklarımızın geleceği için, insanca bir yaşam için bu anayasaya HAYIR diyoruz. Çünkü bu anayasa yalan ve talan anayasasıdır” dedi. Okmeydanı'nda toplanan bu insanların barış ve kardeşliğin nasıl mümkün olduğunu gösterdiğini söyleyen Günay her yerin Okmeydanı olması temennisiyle konuşmasını bitirdi.
Ve Sahnede Pınar ve Tolga Sağ
'Umudu yarınlara taşıyoruz. Eşit, özgür barış içinde yaşanılan bir ülkeyi birlikte kuracağız. Bu yolda bu gece de bizi yalnız bırakmayan Pınar Sağ ve Tolga Sağ' a bırakıyoruz sahneyi' sözleriyle anons edilen Pınar ve Tolga Sağ türküleriyle Okmeydanlıları mest etti. Anayasa referandumunda Hayır diyeceğini söyleyen Pınar Sağ bu gece için tüm katılımcılara teşekkür etti. Pınar Sağ'dan sonra sahneyi türkü ve deyişleriyle Tolga Sağ aldı.
Sağ'ların ardından sahneye çıkan dans ekibi sokak dansı figürleri sergiledi. Sahneyi dans ekibinden devralan kreş öğrencileri 'Bir Dünya Bırakın Biz Çocuklara' şarkısı eşliğinde dans ettiler. Sahnedeki son gösteri ise koro idi. Yaz okulu çalışmalarına gelmeyen çocuklar da şarkıları sokakta arkadaşlarından öğrenip şenliğe gelmişlerdi ve sahnedekii yerlerini aldılar. Şenlikte slayt gösteriminin ardından çoşkusunu hiç kaybetmeden sona erdi.

Halkın Hayır'ı Okmeydanı'nda sokağa çıkıyor. Halkevleri tarafından 'Halkın hayırı var' sloganıyla örgütlenen yalan ve talan anayasasına hayır kampanyası referanduma günler kala daha görünür hale gelirken cumartesi günü de Okmeydanılılar hakları için bir araya gelecek. Yürüyüş 4 Eylül Cumartesi günü 18.00'da Dikilitaş Parkı'nda başlayacak.









