Türkiyeli Ermeni gazeteci Hrant Dink, öldürülüşünün dördüncü yılında çeşitli etkinliklerle anıldı. Katliamı, Şişli’de okuyan, hepsi de farklı etnik kökenlere mensup liseli öğrencilerle konuştuk.
Hrant Dink cinayetinin üzerinden dört yıl geçti. Bu dört yılda mahkeme olayı aydınlatmak yolunda bir arpa boyu yol alamadı. Cinayetin planlanması ve ortadaki ihmaller zincirinde eski dönemin olduğu kadar yeni dönemin derin devlet ağlarının payının bulunması davanın sınırlarını da ortaya koyarken cinayete olduğu kadar davanın sonlanmamasına yönelik tepki de her geçen yıl daha fazla artıyor. Cinayeti Şişli’de okuyan, hepsi de farklı etnik kökenlere mensup liseli öğrencilerle konuştuk. Görüşlerine başvurduğumuz, hepsi de 17 yaşında ve lise son sınıf öğrencisi olan isimlerden İlkay Aynaz Mardinli bir Süryani ve dört yıldır Hrant Dink anmalarına katılıyor. Burak Kuruoğlu Kastamonulu ve ilk kez bu sene anmaya gelmiş. Rizeli Tayfun Bodursa iki yıldır anmalara katılıyor.
Hrant Dink katliamıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
İlkay: Türkiye’de Ermeniler’in zamanında yaşadığı olaylar tartışılmaya başlamışken Ermeni aydınlarından olan Hrant’ın katliamı ortadaki yarayı iyice derinleştirdi. Aynı zamanda bu katliam ülkedeki faşizmin en büyük örneği olarak karşımızda yer edindi.
Burak: Hrant Dink’in öldürülmesi ülkedeki azınlıkların Türkler’e karşı tepki geliştirmelerine neden oldu.
Tayfun: Bu katliam ilk önce Türkiye’nin dünya basınındaki yerini ayaklar altına alan bir olay ve ülkedeki kardeşlik ortamını zedeleyen bir olay oldu. Bunun gibi katliamlara karşı eylemler düzenleniyor ve her yıl bu eylemlere katılım azalıyor.
Sizce katılımdaki azalmanın nedeni nedir?
İlkay: Bence insanlar giderek bu olaylara alışıyorlar, bundan dolayı artık eyleme gitmek onlar açısından sıradanlaşıyor.
Burak: Hem şehit haberleri hem de ülkedeki iç savaş Hrant’ın unutulmasına neden oldu.
Tayfun: Basında yapılan anmaların, eylemlerin yeterli olarak verilmemesi ve anmaların sadece 19 ocak’ta yapılıyor olması insanların unutmasındaki başlıca neden. Yani anmaları klasik bir 19 ocak eyleminden öteye taşıyıp bu katliamı her gün gündeme getirmek lazım.
Sizce bu katliamın yapılmasındaki amaç ne olabilir?
İlkay: Tamamıyla Türkiye’deki azınlıkların sindirilmesi. Bunun için de Hrant Dink gibi bir kardeşlik savunucusunu seçtiler.
Burak: Ülkedeki belli bir gücün kardeşlik ortamını yıkmak amacıyla hazırladığı bir katliam.
Tayfun: Zaten ülkede bir etnik kin var, bu da bunu ortaya çıkarmak ve büyütmek amacıyla yapıldı.
Peki, sizce bu katliamı gerçekleştirenler amaçlarına ulaşabildiler mi?
İlkay: Hayır. Ulaşamadılar çünkü bu katliam ülkede kardeşlik ortamını daha belirgin hale getirdi. Binlerce kişi tanımadığı ve etnik kökenleri farklı olan binlerle birlikte aynı sloganı attı.
Burak: Bence ulaştılar. Çünkü hem Türkler’i birbirine düşürdüler hem de azınlıkları kışkırttılar. Ancak bu kışkırtma katliam gibi değil kardeşlik gibi sonuç çıkarttı.
Tayfun: Bu konuda bilgisi olmayanları kendilerine taraf etmeyi başardılar. Bu da amaçlarına ulaştıklarının bir göstergesidir.
Peki, bu katliamlara karşı nasıl bir tavır sergilemek gerekir?
İlkay: Bunlara karşı güçlü ve kalabalık bir şekilde tepki göstermek gerekiyor.
Burak: Bu tür olaylara karşı toplumsal bir şekilde mücadele edilmesi gerekiyor.
Tayfun: Bunların karşısında toplu bir tepki gerekiyor ancak bu yeterli değil. Öncelikle insanların baskı altına alınmasına, ölümlerine ve katledilmesine her ne sebepten olursa olsun tepki gösterilirse bu tür olaylar sıradan olma özelliğini kaybeder.
Murat
Hrant Dink cinayetinin üzerinden dört yıl geçti. Bu dört yılda mahkeme olayı aydınlatmak yolunda bir arpa boyu yol alamadı. Cinayetin planlanması ve ortadaki ihmaller zincirinde eski dönemin olduğu kadar yeni dönemin derin devlet ağlarının payının bulunması davanın sınırlarını da ortaya koyarken cinayete olduğu kadar davanın sonlanmamasına yönelik tepki de her geçen yıl daha fazla artıyor. Cinayeti Şişli’de okuyan, hepsi de farklı etnik kökenlere mensup liseli öğrencilerle konuştuk. Görüşlerine başvurduğumuz, hepsi de 17 yaşında ve lise son sınıf öğrencisi olan isimlerden İlkay Aynaz Mardinli bir Süryani ve dört yıldır Hrant Dink anmalarına katılıyor. Burak Kuruoğlu Kastamonulu ve ilk kez bu sene anmaya gelmiş. Rizeli Tayfun Bodursa iki yıldır anmalara katılıyor.
Hrant Dink katliamıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
İlkay: Türkiye’de Ermeniler’in zamanında yaşadığı olaylar tartışılmaya başlamışken Ermeni aydınlarından olan Hrant’ın katliamı ortadaki yarayı iyice derinleştirdi. Aynı zamanda bu katliam ülkedeki faşizmin en büyük örneği olarak karşımızda yer edindi.Burak: Hrant Dink’in öldürülmesi ülkedeki azınlıkların Türkler’e karşı tepki geliştirmelerine neden oldu.
Tayfun: Bu katliam ilk önce Türkiye’nin dünya basınındaki yerini ayaklar altına alan bir olay ve ülkedeki kardeşlik ortamını zedeleyen bir olay oldu. Bunun gibi katliamlara karşı eylemler düzenleniyor ve her yıl bu eylemlere katılım azalıyor.
Sizce katılımdaki azalmanın nedeni nedir?
İlkay: Bence insanlar giderek bu olaylara alışıyorlar, bundan dolayı artık eyleme gitmek onlar açısından sıradanlaşıyor.
Burak: Hem şehit haberleri hem de ülkedeki iç savaş Hrant’ın unutulmasına neden oldu.
Tayfun: Basında yapılan anmaların, eylemlerin yeterli olarak verilmemesi ve anmaların sadece 19 ocak’ta yapılıyor olması insanların unutmasındaki başlıca neden. Yani anmaları klasik bir 19 ocak eyleminden öteye taşıyıp bu katliamı her gün gündeme getirmek lazım.
Sizce bu katliamın yapılmasındaki amaç ne olabilir?
İlkay: Tamamıyla Türkiye’deki azınlıkların sindirilmesi. Bunun için de Hrant Dink gibi bir kardeşlik savunucusunu seçtiler.
Burak: Ülkedeki belli bir gücün kardeşlik ortamını yıkmak amacıyla hazırladığı bir katliam.
Tayfun: Zaten ülkede bir etnik kin var, bu da bunu ortaya çıkarmak ve büyütmek amacıyla yapıldı.
Peki, sizce bu katliamı gerçekleştirenler amaçlarına ulaşabildiler mi?
İlkay: Hayır. Ulaşamadılar çünkü bu katliam ülkede kardeşlik ortamını daha belirgin hale getirdi. Binlerce kişi tanımadığı ve etnik kökenleri farklı olan binlerle birlikte aynı sloganı attı.
Burak: Bence ulaştılar. Çünkü hem Türkler’i birbirine düşürdüler hem de azınlıkları kışkırttılar. Ancak bu kışkırtma katliam gibi değil kardeşlik gibi sonuç çıkarttı.
Tayfun: Bu konuda bilgisi olmayanları kendilerine taraf etmeyi başardılar. Bu da amaçlarına ulaştıklarının bir göstergesidir.
Peki, bu katliamlara karşı nasıl bir tavır sergilemek gerekir?
İlkay: Bunlara karşı güçlü ve kalabalık bir şekilde tepki göstermek gerekiyor.
Burak: Bu tür olaylara karşı toplumsal bir şekilde mücadele edilmesi gerekiyor.
Tayfun: Bunların karşısında toplu bir tepki gerekiyor ancak bu yeterli değil. Öncelikle insanların baskı altına alınmasına, ölümlerine ve katledilmesine her ne sebepten olursa olsun tepki gösterilirse bu tür olaylar sıradan olma özelliğini kaybeder.
Murat
Aylardır mahallemizde göze çarpan, kimi zaman Anadolu’da bildiri dağıtan, kimi zaman eylemlerde mahalle halkıyla birlikte yürüyen, kimi zaman halkevi önünde hamur açan, kimi zamansa mahallemizin kadınlarıyla birlikte bir şeyler üreten Almanya’ dan gelen dostlarımız var. İnsanların onlara tuhaf tuhaf bakıp, “Bunlar neden burada ki?” soruları üzerine, o “sarı” arkadaşlarla röportaj yapalım dedik.
Almanya’dan gelen stajyer arkadaşlarımızdan kendilerini tanıtmalarını istedik, Türkiye’ye gelme sebeplerini, halkevini neden tercih ettiklerini, burada neler yaptıklarını, ilginç buldukları şeyleri ve döndüklerinde ne yapacaklarını sorduk.
— Adım Lena, 25 yaşındayım. Almanya’ da yaşıyorum. Sosyal hizmetler okuyorum.
— Türkiye’ yi tercih ettim çünkü İstanbul bana çok ilginç geldi. Türkçe öğrenmek istiyorum. Almanya’ da çok Türk var. İşim gereği Türkçe öğrenmem gerekiyor.
— 1 Yıl önce eğitim için stajyer arkadaşlarla İstanbul’ a geldik. Okmeydanı Halkevini gezdik. Ve ben çok merak ettim. Halkevlerinin yaptığı işler çok iyi. Parasız eğitim ve sağlık mücadelesi, halkın haklarının araması çok önemli benim için.
— Okul öğrencileri ve ev kadınları için İngilizce dersi veriyorum. Şu anda Almanca dersine başladık, insanlar merak ediyorlar.
— Halkevlerinin çalışmalarını gözlemledim eylemlere katıldım.
— Evet, ilginç gördüğüm durumlar oldu. Çoğu insan müzikle ilgileniyor ve insanlar çok modern yaşıyor. Türkiye ‘de maalesef yaşam koşulları çok zor. Bu yüzden Halkevlerinin verdiği mücadele çok önemli.
— Berlin’ e gideceğim ve çalışacağım. Okulu bitirdim. Göçmenlerle çalışmak istiyorum ve Türkçe öğrenmeye devam edeceğim.
—Adım Çığır, 26 yaşındayım, Berlin’ de doğdum, orada büyüdüm. Berlin’ de Sosyal hizmetlerde okuyorum.
—Uzun yıllardır Türkiye ‘ye sık sık geliyorum. Annem ve babam Türkiye ‘den Almanya’ya işçi olarak göç etmişler. Türkiye ‘ de bağlarımız var. 2005–2006 yıllarında Nesin Vakfı ‘n da 1 yıl gönüllü görev yaptım. Türkiye’ deki yaşam şartlarını ve politik durumunu daha iyi tanımak için stajımı burada yapmayı tercih ettim. — Berlin’ de okuduğum bölümle ilgili sosyal hizmetlerde gençlerle çalışıyorum. Benzer işler yapıyoruz. Politik tiyatro vs. Berlin’ de yaptığım işlerin Halkevlerine benzer çalışmaları var. Aynı zamanda siyasi çalışmaları var. Bu bütünlük ilgimi çekti. Buradaki deneyimlerimin, Berlin’de yaptığım ve yapacağım işlere katkısı olacağını düşünüyorum. Bunun dışında Almanya’ da ki sosyal alanın benzer işlerini yapıyorlar. Almanya ‘ da sosyal hizmetleri eleştiriyoruz. Çünkü sorunları bireyselleştiriyorlar ve toplumsal çözüm üretmiyorlar. Halkevlerinde ilgimi çeken nokta da bu. Bir şekilde sosyal hizmetlerin yaptığı görevi yapıyorlar, insanları kendi hakları için mücadele etmesine öncülük ediyorlar.
— Eylemler, paneller, Okmeydanı Halkevinde tiyatro ve müzik atölyesi çalışmalarında faaliyet yürütüyorum. Mahalle çalışmalarında ve çoğu çalışmalarda yer alıyorum. Haftada bir gün Ümraniye Halkevinde gitar dersi veriyorum. — Türkiye’ de elbette Okmeydanı’nda olmak çok farklı bir durum. Bir şekilde otokontrolü olan, kendisini korumaya çalışan ve bu konuda oldukça başarılı olan bir mahalle. Almanya ile kıyaslarsak, Türkiye’de kapitalist sistemin baskısı daha yüzeyde. Sınıf kavgası Almanya’ya nazaran daha belirgin. Bu da muhalefet olmak için bir şans aslında. Onun için halkın hakları mücadelesi görüşüme en doğru yol Halkevleri. — Okulum devam ediyor. Okula devam edeceğim. Öbür yandan burada edindiğim tecrübeleri arkadaşlarımla kurduğum ve çalıştığım dernekte değerlendireceğim. Diğer stajyer arkadaşlarımla halkevleri temsilciliği kurma düşüncelerimiz var. Bundan sonrada elbette halkevleriyle bağlarımız devam edecek. Halkevlerine verdikleri mücadelede sonsuz başarılar diliyorum. — İsmim Alex. Berlin’de sosyal hizmetler okuyorum. — Staj yapmak için İstanbul’ a geldim. — Halkevlerine arkadaşlarla geldim. Halkevleri hakkında konuştuk. Benim bölümüm için ilginç bir organizasyon. İlk gelişim bir yıl önce Eylül ayında oldu. Halkevcilerle tanıştık. Yaptıkları işler hoşuma gitti. — Yürüyüşlere katıldım. 1 Mayıs çok güzeldi. Mahallede afiş asmak, stant açmak gibi etkinliklere katıldım. İngilizce dersi veriyorum. Yemekler pişirip halkevinde birlikte dayanışmayı paylaşmayı öğreniyoruz. — Okula devam ediyorum. Üniversiteyi bitireceğim. Orada mahalle çalışması yapmayı düşünüyorum. — Adım Conny. Öğrenciyim, 27 yaşındayım. Berlin’ de sosyal hizmetler bölümünde okuyorum. — Halkevlerinde staj yapıyorum. Okul staj yapmamızı istiyor. Türkiye ‘ de yapmak istiyordum. — Bir arkadaşım bana Halkevlerini anlattı. Sonra halkevlerini gezdik. Benimde çok hoşuma gitmişti. Yapılan faaliyetleri beğendim. — Halkevlerinde çok şey öğrendim. İlk başlarda yaptıkları işleri gözlemledim, toplantılarına katıldım. Sonrasında aktif bir halkevci gibi eylemlere katıldım. Afişleme, stantlar, seminerler, mahalle çalışmaları gibi işlerde rol aldım. — İlginç bir durumla karşılaşmadım. Çünkü Türkiye kültürünü bildiğim için Türkiye’yi tercih ettim. İnsanları çok sıcak. Bir gün Okmeydanı Halkevinin önündeki sokağı kapatıp gözleme yapmıştık. Çevredeki insanlarla paylaştık. Haftada bir gün halkevinde kadınlarla buluşup beraber takı, keçe üretiyoruz. Bazen de halkevinde farklı kültürden yemekler yapıp paylaşıyoruz. Birlikte bir şeyler üretiyoruz. — Berlin e gidince Halkevleri gibi bir muhalefet örgütü kurmayı düşünüyorum. İnsanların haklarını bilmesi, araması, savunması için çalışmalar yürüteceğim. Oradakilere Halkevlerini anlatacağım. Hem Almanya ‘da hem de Türkiye’ de öğrendiğim yöntemlerle mahalle çalışmaları başlatacağım. Okulu bitirip Sosyal hizmetler uzmanı olacağım.
— Adım Lena, 25 yaşındayım. Almanya’ da yaşıyorum. Sosyal hizmetler okuyorum.
— Türkiye’ yi tercih ettim çünkü İstanbul bana çok ilginç geldi. Türkçe öğrenmek istiyorum. Almanya’ da çok Türk var. İşim gereği Türkçe öğrenmem gerekiyor.
— 1 Yıl önce eğitim için stajyer arkadaşlarla İstanbul’ a geldik. Okmeydanı Halkevini gezdik. Ve ben çok merak ettim. Halkevlerinin yaptığı işler çok iyi. Parasız eğitim ve sağlık mücadelesi, halkın haklarının araması çok önemli benim için.
— Okul öğrencileri ve ev kadınları için İngilizce dersi veriyorum. Şu anda Almanca dersine başladık, insanlar merak ediyorlar.
— Halkevlerinin çalışmalarını gözlemledim eylemlere katıldım.
— Evet, ilginç gördüğüm durumlar oldu. Çoğu insan müzikle ilgileniyor ve insanlar çok modern yaşıyor. Türkiye ‘de maalesef yaşam koşulları çok zor. Bu yüzden Halkevlerinin verdiği mücadele çok önemli.
— Berlin’ e gideceğim ve çalışacağım. Okulu bitirdim. Göçmenlerle çalışmak istiyorum ve Türkçe öğrenmeye devam edeceğim.
—Adım Çığır, 26 yaşındayım, Berlin’ de doğdum, orada büyüdüm. Berlin’ de Sosyal hizmetlerde okuyorum.
—Uzun yıllardır Türkiye ‘ye sık sık geliyorum. Annem ve babam Türkiye ‘den Almanya’ya işçi olarak göç etmişler. Türkiye ‘ de bağlarımız var. 2005–2006 yıllarında Nesin Vakfı ‘n da 1 yıl gönüllü görev yaptım. Türkiye’ deki yaşam şartlarını ve politik durumunu daha iyi tanımak için stajımı burada yapmayı tercih ettim. — Berlin’ de okuduğum bölümle ilgili sosyal hizmetlerde gençlerle çalışıyorum. Benzer işler yapıyoruz. Politik tiyatro vs. Berlin’ de yaptığım işlerin Halkevlerine benzer çalışmaları var. Aynı zamanda siyasi çalışmaları var. Bu bütünlük ilgimi çekti. Buradaki deneyimlerimin, Berlin’de yaptığım ve yapacağım işlere katkısı olacağını düşünüyorum. Bunun dışında Almanya’ da ki sosyal alanın benzer işlerini yapıyorlar. Almanya ‘ da sosyal hizmetleri eleştiriyoruz. Çünkü sorunları bireyselleştiriyorlar ve toplumsal çözüm üretmiyorlar. Halkevlerinde ilgimi çeken nokta da bu. Bir şekilde sosyal hizmetlerin yaptığı görevi yapıyorlar, insanları kendi hakları için mücadele etmesine öncülük ediyorlar.
— Eylemler, paneller, Okmeydanı Halkevinde tiyatro ve müzik atölyesi çalışmalarında faaliyet yürütüyorum. Mahalle çalışmalarında ve çoğu çalışmalarda yer alıyorum. Haftada bir gün Ümraniye Halkevinde gitar dersi veriyorum. — Türkiye’ de elbette Okmeydanı’nda olmak çok farklı bir durum. Bir şekilde otokontrolü olan, kendisini korumaya çalışan ve bu konuda oldukça başarılı olan bir mahalle. Almanya ile kıyaslarsak, Türkiye’de kapitalist sistemin baskısı daha yüzeyde. Sınıf kavgası Almanya’ya nazaran daha belirgin. Bu da muhalefet olmak için bir şans aslında. Onun için halkın hakları mücadelesi görüşüme en doğru yol Halkevleri. — Okulum devam ediyor. Okula devam edeceğim. Öbür yandan burada edindiğim tecrübeleri arkadaşlarımla kurduğum ve çalıştığım dernekte değerlendireceğim. Diğer stajyer arkadaşlarımla halkevleri temsilciliği kurma düşüncelerimiz var. Bundan sonrada elbette halkevleriyle bağlarımız devam edecek. Halkevlerine verdikleri mücadelede sonsuz başarılar diliyorum. — İsmim Alex. Berlin’de sosyal hizmetler okuyorum. — Staj yapmak için İstanbul’ a geldim. — Halkevlerine arkadaşlarla geldim. Halkevleri hakkında konuştuk. Benim bölümüm için ilginç bir organizasyon. İlk gelişim bir yıl önce Eylül ayında oldu. Halkevcilerle tanıştık. Yaptıkları işler hoşuma gitti. — Yürüyüşlere katıldım. 1 Mayıs çok güzeldi. Mahallede afiş asmak, stant açmak gibi etkinliklere katıldım. İngilizce dersi veriyorum. Yemekler pişirip halkevinde birlikte dayanışmayı paylaşmayı öğreniyoruz. — Okula devam ediyorum. Üniversiteyi bitireceğim. Orada mahalle çalışması yapmayı düşünüyorum. — Adım Conny. Öğrenciyim, 27 yaşındayım. Berlin’ de sosyal hizmetler bölümünde okuyorum. — Halkevlerinde staj yapıyorum. Okul staj yapmamızı istiyor. Türkiye ‘ de yapmak istiyordum. — Bir arkadaşım bana Halkevlerini anlattı. Sonra halkevlerini gezdik. Benimde çok hoşuma gitmişti. Yapılan faaliyetleri beğendim. — Halkevlerinde çok şey öğrendim. İlk başlarda yaptıkları işleri gözlemledim, toplantılarına katıldım. Sonrasında aktif bir halkevci gibi eylemlere katıldım. Afişleme, stantlar, seminerler, mahalle çalışmaları gibi işlerde rol aldım. — İlginç bir durumla karşılaşmadım. Çünkü Türkiye kültürünü bildiğim için Türkiye’yi tercih ettim. İnsanları çok sıcak. Bir gün Okmeydanı Halkevinin önündeki sokağı kapatıp gözleme yapmıştık. Çevredeki insanlarla paylaştık. Haftada bir gün halkevinde kadınlarla buluşup beraber takı, keçe üretiyoruz. Bazen de halkevinde farklı kültürden yemekler yapıp paylaşıyoruz. Birlikte bir şeyler üretiyoruz. — Berlin e gidince Halkevleri gibi bir muhalefet örgütü kurmayı düşünüyorum. İnsanların haklarını bilmesi, araması, savunması için çalışmalar yürüteceğim. Oradakilere Halkevlerini anlatacağım. Hem Almanya ‘da hem de Türkiye’ de öğrendiğim yöntemlerle mahalle çalışmaları başlatacağım. Okulu bitirip Sosyal hizmetler uzmanı olacağım.
Okmeydanı’nın gençleri var, hayatın önemini sokaklarda öğrenen zamanlarını köşelerde bekleyerek geçiren gençleri var. O gençlerin okuyanları, çalışanları, sıkıntıları, hayattan beklentileri var. Mahalle gençlerinin birde köşe'leri var.O köşelerde neden beklediklerini hayattan beklentilerini öğrenmek için bizde o köşelerde bekledik.
Okmeydanı Mahmut Şevket Paşa mahallesinin gençleri hayatın zorluklarında yaşamayı öğreniyor. Gençlerin kimisi okumuyor ve çalışmıyor. Gençler; gidecek yerleri olmadığı için köşelerinde beklediklerini söylüyorlar. Köşelerini o kadar çok benimsemişler ki isim bile koymuşlar örneğin; Devrimci gençlik köşesi, Okmeydanı köşe gençlik, Umut cafe gençlik, Mezar gençlik, Genç Paşalılar ve Kuzey cafe köşesi. Neden bu köşelerde beklediklerini, hayattan beklentilerini, okuyorlar mı çalışıyorlar mı ve sorunlarını öğrenmek için o arkadaşlarımızla konuştuk
Devrimci Gençlik Köşesi-Serkan Tokgöz
Serkan Tokgöz Mahmut Şevket Paşa Mahallesi çınar sokakta oturuyorum. Şişli endüstri meslek lisesinde son sınıf öğrencisiyim ayrıca staj görüyorum. Devrimci gençlik köşesinde bekleme sebebimiz; Arkadaşlarımızla toplu birlik olmak, muhabbet ve sorunlarımızı paylaşmak için buradayız. Hayattan bir beklentim yok çünkü görüyoruz ülkemizdeki sorunları okuyanda bile artık okuma isteği kalmıyor yaşadıkça. Evlerimizde zaten ayrı bir dert maddi sorunlar, bu sorunlardan dolayı manevi sıkıntılarda yaşıyoruz. Böyle bir hayatı gördükten sonra hayattan hiçbir beklentim yok diyorum. Mahallemizde birçok sorunla karşılaşıyoruz örneğin; Birlik, dayanışma, sevgi ve saygı yok mahallemizde. Biz bu mahallede kardeşliğin, birliğin, dayanışmanın olmasını istiyoruz.
Okmeydanı Köşe Gençlik-Erol Arslan
Erol Arslan Mahmut Şevket Paşa mahallesinde oturuyorum. Kasımpaşa Lisesinde 9. sınıf öğrencisiyim. Köşede bekleme nedenimiz; Birçok arkadaşımız maddi sıkıntılardan dolayı okumuyor. Bizler Devrimci sempatizanı olarak mahallemizde yozlaşmaya karşı 10 yıldır mücadele veriyoruz, bu köşe bize ağabeylerimizde kaldı. Ağabeylerimizde bizim yaptığımızı yapıyordu bizde devamını getiriyoruz. Hayattan beklentim; Köşe başlarında beklemek hiç hoşumuza gitmiyor ama biryandan beklemek zorundayız çünkü mahallemizde gün geçtikçe yozlaşan bir gençlik görüyoruz buna izin vermemek için elimizden geleni yapıyoruz. Mahallemizin sorunlarından birisi yozlaşan gençlik. Mahallemizde halı saha var ama maddi durumumuz olmadığı için ve halı saha paralı olduğu için spor yapma şansımız olmuyor. Mahallemizde 10,12 yaşlarındaki çocuklar ellerinde sigarayla mahallede çok rahat dolaşır hale geldiler. Devletin yozlaştırması bütün gençlerimizi etkiyor.
Umut Cafe Gençlik-(Nebi) Can Kabaktaş
Nebi Kabaktaş bu mahallede oturuyorum. Okumuyorum milli güreşçiyim. Maçka Akif Tuncel Lisesinde 10.sınıfa kadar okudum. Okulda Alevi olduğum ve Devrimci olduğum için okuldaki baskılardan dolayı okulu bıraktım. Köşede bekleme sebebimiz; Başka çaremiz yok, okul yok, iş yok mecburen gidecek yerimiz yok semt aşkına burada bekliyoruz. Hayattan beklentim: Eşit, özgür, düşünce özgürlüğüne saygılı bir ülkede eşimle çocuklarımla yaşayabilmek. Mahallemizin gençler üzerine sorunları var gençlerin dengesi bozulmakta, yozlaşan bir gençlikle karşı karşıyayız
Mezar Gençlik-(HACIHÜSREV)Sercan Düz
Sercan Düz Hacıhüsrev ’de oturuyorum. Şişli endüstri meslek lisesinde son sınıf öğrencisiyim. Genelde akşamları vakit bulduğumuz için mahallenin bütün gençliği mezarlıkların tam ortasında bulunan Cura baba türbesinin önünde toplanıyoruz. Hayattan beklentimiz çevremizde saygınlık kazanmak, çevremizi genişletmek peşindeyiz. Mahallemizde; uyuşturucu sorunu var emniyet uyuşturucuyla mücadele yerine halkın birlik ve beraberliğini baskılarıyla bölmeye çalışıyor. Biz çok iyi biliyoruz
Bu baskılar yıkım öncesi mahalle gençliğinin bütünleşmesini önlemek niyetlidir. Ancak biz Hacıhüsrev gençliği olarak bu tür olaylara izin vermeyeceğiz.
Genç Paşalılar-Eray Koz
Eray Koz Acısu'da oturuyorum.Hayattan bir beklentisi olmayan 16 yaşında bir gencim.Okumuyorum okulu bırakma sebebim devamsızlık.Kaptan Paşa Lisesi 1.sınıfta bıraktım.Köşede bekleme nedenimiz arkadaşlarımızla burada buluşup toplanıyoruz,muhabbet ediyoruz kimselere bi zararımız dokunmadan.Mahallemizde bizim gözlemlediğimiz kadarıyla bir sorun göremiyoruz.Mahallemizde olmasını istediğimiz bir şey var;mahalle gençlerinin buluşup ortak kullanabiliceği bir cafe yada kültür evi gibi buluşma yerleri olmasını istiyoruz gençlerin serseri gibi dolaşmasını istemiyoruz.Bizler bu mahallenin gençleri kendimizi MŞP Spor Klübü sevgisiyle yetiştiriyoruz.
Kuzey Cafe Köşesi-Ozan Aslan
Ozan Aslan Piyale paşa mahallesinde oturuyorum. Şişli E.M.L 12. sınıf araç teknolojisi (motor) okuyorum ve staj görüyorum. Kuzey cafe köşesinde bekleme sebebimiz; Arkadaşlarla buluşma yerimiz olduğu için mahallede bir sorun olduğu zaman ona göre müdahalede bulunabilmek ve mahallemizde yozlaşmaya çeteleşmeye karşı çıkmak. Hayattan özgürlük beklentim var bir gün güneş bize de doğması için. Mahallemizde birçok sorun var mesela; Kendisini psikopat olarak nitelendiren yozlaşmış gençlik, cahil toplum anlayışı. Mesela bir kız sokakta rahat dolaşamıyor sözlü taciz edenler oluyor bizler de bunun önünü kesmek için her köşede yoğunlaşıyoruz mantık şu; Bu köşede bizim borumuz öter.
Arkadaşlarımız bize sorunlarını anlattı, neden köşelerde beklediklerini öğrendik. Anladık ki mahalle gençleri mahalleleri için köşelerde bekleyerek hayatı öğrenmeye çalışıyorlar...
Can (Kıpır) OKMEYDANI’NIN SESİ.

29 Mart 2009 tarihinde Bursa'da AKP karşıtı kampanya yürüyüşünde başbakan Tayyip Erdoğan'a "AMPUL TAYYİP" dedikleri için iki Liseli, iki eğitim sen li öğretmen ve biri Halkevleri genel merkez yöneticisi olmak üzre 5 kişiye Başbakana hakaretten Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dava açılmıştı.Dava açılan liselilerden Ozan Kaplanoğlu' nun birinci dava sonucu 3 ay 26 gün kamu hizmetinde çalışma cezası alması herkesi şaşırtmıştı ancak dava bununla sınırlı kalmadı, peşinden ikinci hatta üçüncü dava açıldı.İkinci dava 31 Mart 2010 tarihine ertelenirken, üçüncü davanın ilk duruşması 11 Mayıs 2010 da görülecek.Biz de Akp nin "AMPUL TAYYİP" diyen öğrencilere karşı tahammülsüzlüğünü, tavizsiz saldırısını gündeme getirmek için Ozan Kaplanoğlu ile sohbet ettik.
Veli:Başbakan Tayyip Erdoğan'a Ampul dediğin için yargılanıyorsun.Neden ampül?
Ozan:Birincisi ampul tayyip erdoganla özdeşleşmiş bir jargon aslında. Partisinin amblemi olması değil, hakaret etmek de değil; bir çeşit Tayyip'i anlatma sanatı diyelim biz buna.
Veli:Bu size açılan 3. dava.Neden bu kadar baskı kuruyorlar sence?
Ozan: Aslında bu memlekette suç kavramı insanların düşündüğü gibi değil. Mesela bursa'da gençlerin uyuşturucu kullanma oranı çok yüksek ve bu gençler arasında uyuşturucunun meşruiyeti de aynı biçimde yüksek. uyuşturucu ve kadın pazarlama da, sistemin piyasalaştırma sürecini uygulayabilmesi için halka uyguladığı yozlaştırma politikalarından ikisi.Tabi doğrudan bunun devlet kontrolunda yapılması anlamına geliyor. Polisin, idarenin işbirliğinde uygulanan yozlaştırma politikaları. Dolaylı olarak aslında sistem tarafından kendini meşrulaştıran ve aynı zamanda koruyuculuğunun da altına aldığı birşey haline geliyor uyuşturucu tezgahı. Ancak bizim yaptığımız şey bunların tamamının içerisinde, bunların tamamına alternatif oluşturan birşey.
Ampul tayyip hükümeti eleştirmektir, ampul tayyip sistemi eleştirmektir, ampul tayyip parasız eğitim, parasız sağlık demektir. Bu da devletçe suçtur.
bu yüzden bursa'da ampul tayyip diyenler yargılanıyorlar.
Veli:Çevrendekiler, ailen nasıl karşıladılar bu durumu? Yargılanma sürecinde sana destek oldularmı?
Ozan:Aslını söylemek gerekirse ailem çok endişelenmediler. Çünkü daha önce bu sebepten açılmış olan davada 2 arkadaşımıza 920 şer lira para cezası verilmişti. Yargılanma sürecinde pek destek oldukları söylenemez, mahkemeye yetişebilmem için sabah uyandırmaları dışında...
Veli:Bu durumda korkularının sebebi, yine AKP nin baskıcı politikaları diyebilirmiyiz peki?
Ozan:Pek korktukları söylenemezdi. Çünkü tam o süreçte yargı-akp çatışmasının alevli olduğu bir süreçti ve bu sebepten aleyte bir karar çıkacağı düşünülmüyordu ailem tarafından.Yargı kendi içerisinde çakışıyor. Bir yerde ampul hakaret sayılırken diğerinde sayılmıyor. Biryerde ampul dediği için savcılık tarafından soruşturma açılırken bir yerde kale bile alınmıyor.Ampul demek suç ise neden sadece Bursa'da ampul tayyip diyenler yargılanıyor. Öyleyse Türkiye'de suçlar ve suçlular istenildiği yerde, istenilen şekilde ve istenen kişilere mi yükleniyor.Yargı isteğe bağlı mı?
VeLi:Pişmanmısın?
Ozan:Hayır değilim. Ben yaptığım şeyin suç olduğunu düşünmüyorum. Ben hükümeti eleştiriyorum. Hükümeti eleştirmek suç mu? Evet bu memlekette 18 yaşından küçüksen 3 ay 26 gün, 18 yaşından büyüksen 11 ay 20 gün demek. ya da para cezasına çevirip 920 lira ödemek. Akp hükümeti karşısında olana bu kadar düşman. Akp hükümetinin karşısında düşman olmak suçsa ben Ampul Tayyip dediğim için pişman değilim.
Veli:Halen ampül diyormusunuz?
Ozan:Ülkenin neredeyse yarısının açlık sınırında yaşamasına sebep olan birine Ampul demeyeceğiz de ne diyeceğiz.Bu memlekette halkın hakları hak olarak görülmedikçe, eğitim sağlık, ulaşım barınma parasız olmadıkça, liseler liselilerin olmadıkça, ne ampul tayyipler bitecek, ne de onlara ampul tayyip diyenler. Biz ampul tayyip demekten vazgeçmiyoruz. "Bizde ampule ampul denir.Ya sizde?"
Veli:Başbakan Tayyip Erdoğan'a Ampul dediğin için yargılanıyorsun.Neden ampül?
Ozan:Birincisi ampul tayyip erdoganla özdeşleşmiş bir jargon aslında. Partisinin amblemi olması değil, hakaret etmek de değil; bir çeşit Tayyip'i anlatma sanatı diyelim biz buna.
Veli:Bu size açılan 3. dava.Neden bu kadar baskı kuruyorlar sence?
Ozan: Aslında bu memlekette suç kavramı insanların düşündüğü gibi değil. Mesela bursa'da gençlerin uyuşturucu kullanma oranı çok yüksek ve bu gençler arasında uyuşturucunun meşruiyeti de aynı biçimde yüksek. uyuşturucu ve kadın pazarlama da, sistemin piyasalaştırma sürecini uygulayabilmesi için halka uyguladığı yozlaştırma politikalarından ikisi.Tabi doğrudan bunun devlet kontrolunda yapılması anlamına geliyor. Polisin, idarenin işbirliğinde uygulanan yozlaştırma politikaları. Dolaylı olarak aslında sistem tarafından kendini meşrulaştıran ve aynı zamanda koruyuculuğunun da altına aldığı birşey haline geliyor uyuşturucu tezgahı. Ancak bizim yaptığımız şey bunların tamamının içerisinde, bunların tamamına alternatif oluşturan birşey.
Ampul tayyip hükümeti eleştirmektir, ampul tayyip sistemi eleştirmektir, ampul tayyip parasız eğitim, parasız sağlık demektir. Bu da devletçe suçtur.
bu yüzden bursa'da ampul tayyip diyenler yargılanıyorlar.
Veli:Çevrendekiler, ailen nasıl karşıladılar bu durumu? Yargılanma sürecinde sana destek oldularmı?
Ozan:Aslını söylemek gerekirse ailem çok endişelenmediler. Çünkü daha önce bu sebepten açılmış olan davada 2 arkadaşımıza 920 şer lira para cezası verilmişti. Yargılanma sürecinde pek destek oldukları söylenemez, mahkemeye yetişebilmem için sabah uyandırmaları dışında...
Veli:Bu durumda korkularının sebebi, yine AKP nin baskıcı politikaları diyebilirmiyiz peki?
Ozan:Pek korktukları söylenemezdi. Çünkü tam o süreçte yargı-akp çatışmasının alevli olduğu bir süreçti ve bu sebepten aleyte bir karar çıkacağı düşünülmüyordu ailem tarafından.Yargı kendi içerisinde çakışıyor. Bir yerde ampul hakaret sayılırken diğerinde sayılmıyor. Biryerde ampul dediği için savcılık tarafından soruşturma açılırken bir yerde kale bile alınmıyor.Ampul demek suç ise neden sadece Bursa'da ampul tayyip diyenler yargılanıyor. Öyleyse Türkiye'de suçlar ve suçlular istenildiği yerde, istenilen şekilde ve istenen kişilere mi yükleniyor.Yargı isteğe bağlı mı?
VeLi:Pişmanmısın?
Ozan:Hayır değilim. Ben yaptığım şeyin suç olduğunu düşünmüyorum. Ben hükümeti eleştiriyorum. Hükümeti eleştirmek suç mu? Evet bu memlekette 18 yaşından küçüksen 3 ay 26 gün, 18 yaşından büyüksen 11 ay 20 gün demek. ya da para cezasına çevirip 920 lira ödemek. Akp hükümeti karşısında olana bu kadar düşman. Akp hükümetinin karşısında düşman olmak suçsa ben Ampul Tayyip dediğim için pişman değilim.
Veli:Halen ampül diyormusunuz?
Ozan:Ülkenin neredeyse yarısının açlık sınırında yaşamasına sebep olan birine Ampul demeyeceğiz de ne diyeceğiz.Bu memlekette halkın hakları hak olarak görülmedikçe, eğitim sağlık, ulaşım barınma parasız olmadıkça, liseler liselilerin olmadıkça, ne ampul tayyipler bitecek, ne de onlara ampul tayyip diyenler. Biz ampul tayyip demekten vazgeçmiyoruz. "Bizde ampule ampul denir.Ya sizde?"
Bekir Kabaktaş: İşçi
Bu açılım sürecini AKP’nin başlatması bana gerçekçi gelmedi. ABD’nin Politikası olduğunu düşünüyorum. Biz ne Dersimi ne Sivas’ı ne Maraş’ı unuttuk yaşananlara inat unutmadık hepsi izledi ve arkalarında kim olduğunu biliyoruz. Şimdi madımak otel olsun diyoruz bahane arıyorlar zorunlu din dersi kalksın diyoruz kitaba 2 sayfa Alevilik bilgisi koyuyorlar. Hükümet bizi İslamiyet’e bağlı bir tarikat olarak gördüğünü söylüyor. Alevilik üzerine siyaset yapılmasın. Geçmiş yıllarda çok zorluklar çektik baskı ve asimile politikası yapıldı. Alevilere 12 Eylül de komünistler diye baskı kurdular. Söylediğim gibi geçmişte ayrışmalar oldu Alevi Sünni diye birbirimize düşman ettiler bunları yapanlar gizli güçlerdi. Şuanda Türk Kürt ayrışmalarının arkasında da başka güçler görüyoruz. Kürtler bizim kardeşimiz komşumuz hiçbir sorun yaşamıyoruz bizleri çekemeyenler sorun yaşatmaya çalışıyor. Aleviliği İslamın kolu olduğunu söylüyorlar ve Aleviliği diyanete bağlamaya çalışıyorlar. Ancak bu çok sakıncalı istemiyoruz. Katillerle masaya oturulmasına Alevilere ve katledilmiş canlarımıza ihanet olarak görüyorum kendi katillerimizle masaya oturur hale geldik.
Yüksel Dinç: Esnaf
Bizler Aleviyiz görüşümüz belli onlardan bize dost olmaz sahte Alevi Çalıştayına karşıyım. Biz Alevicilik oyunu oynanmasınıda istemiyoruz Alevi toplumu inkâr edilemez. Birçok alevi memleketinden göç ediyor rahat yaşayamıyorsun bir iş kuramıyorsun barındırmıyorlar mecbur göç ediyoruz . Ben buraya sivastan göç ettim. Ayrışmalar ise devletin yapmış olduğu politikadır. Ayrışma yok bizde ama devlet bizi ayımaya germeye çalışıyor. Alevi Çalıştayında bukadarını beklemiyordum katillerle masaya oturulmasını kınıyorum.
Bekir Kırankaya: Emekli Dede (Hubyar Ocağı)
Bu hükümet bize hiçbir şey katmayacak samimi değiller bakış açılarını biliyoruz güzel bir çalışma ama samimi değiller.Birçok sorun var aleviyiz bunu gizleyemeyiz Osmanlıdan beri aleviler üzerine katliamlar yaşandı bu açılımda ise bizim taleplerimiz yer almıyor tamamen AKP’nin planları var ve sahte bir açılımdır.Bizler cem evlerine cümbüş evi diyenleri de biliyoruz katledenleri de.Alevilik üzerinden siyaset olmasın.AKP’nin sahte samimiyetinin en iyi göstergesi ise katiller ile bizi aynı masaya otuturmak.Birisi katlediyor diğeri kültürümüzü katlediyor ikisinin arasındaki farkı göremiyoruz.Biri insan diğeri kültür katlediyor.AKP Aleviliği diyanetin bir parçası olmasını istiyor ancak olamayız.İmam’a fetva gönderen yarın dedelerimize de aynı şeyi göndereceğini biliyoruz onun için istemiyoruz.Alevileri baskı altında yaşatmaya çalışıyorlar.İnanç özgürlüğü istiyoruz zorunlu din dersinde bizim din anlayışımızla devletin verdiği kitap farklı çocuklarımız çelişkiye düşüyor. Yapılan çalıştay bizim taleplerimiz değil AKP’nin Alevileri nasıl kontrol altına alınabileceği bir çalıştaydır.
Ali…: Sivas Çakmak köyü dernek başkanı
Alevilerin varlığını belirtmek için iyi bir çalışma ancak içi boş inandırıcılığı yok. Eşit bir şekilde laik bir ülkede yaşayamadıktan sonra sahte Alevi Açılımı nedir..AB’nin parmağı olduğunu düşünüyorum göstermelik bir boş açılımdır. Geçmişi bize unutturamayacaklar bir zamanlar alevi Sünni ayrımları oldu evet bu Osmanlıya dayanıyor. Şimdi Türk Kürt kardeşliğinin bozulmasını isteyen burjuvazi dir. Maraş katilinin orada ne işi olduğunu biz bilmiyoruz onu oraya oturtturanlara sormalıyız katilin ne işi olduğunu ancak biz bu çalışmayı benimsemiyoruz.
Kamil Aykanat: Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cem Evi
Alevi Çalıştayına büyük bir çağırım yapıldı ve katıldık. Bir sonuç çıkmayacağını 1.Çalıştay da açıkladık
taleplerimiz belli kabul edilmeyeceğini gördük. Devlet kendi alevisini yaratmaya çalışıyor taleplerimizi görmemezlikten geliyorlar. Alevilerin talepleri’’Zorunlu din dersinin kaldırılması,madımak otel’inin müze olması,Alevi köylerine zorla cami yaptırılmaması,Cem evlerinin ibadethane sayılması’’Aleviler bu topraklarda kültürlerini yaşatmaya çalışıyorlar.Aleviler birçok göç yaşadı kırsal kesimlerden şehirlere bunların sebepleri;Baskı politikaları,işsizlik,yoksulluk.Geçmiş zamanlarda evet Alevi Sünni ayrışmaları oldu ancak birtakım cahil insanlar gizli güçlere inanarak kardeş kanı döktü komşu kanı döktü yıllarca aynı sokakta komşularken düşman oldular geçmişte gördük biz bu olayları.Şimdi ise Türk Kürt çatışması ayrışmaları yaratmaya çalışanlar var bunlarda gizli güçler biz Kürdü ile Sünnisi ile lazı ile birlik beraberlikle yaşamak istiyoruz bizleri bölmeye çalışanla var onun için dikkat etmeliyiz sorun yaratanlar belli.Alevi Çalıştayına her katılan Alevi temsilcisi değildir orada Maraş katliamının sanığı ile oturanları kınıyoruz biz toplantıya katılmadık daha ilk başında anladık biz sonuçları onun için çalıştayı desteklemedik.Biz hakkı olan insanlara hakkının verilmesini istiyoruz sadece Alevilere değil ve devletin Alenisi olmayacağız.Devletin Din’i olmamalı bu ülkede diyanet hükümettir.Alevileri mecliste destekleyecek bir parti göremiyoruz ve medyada mecliste güçsüz olduğumuz için böyleyiz.
Kıpır (Can) /Okmeydanı
Kıpır (Can) /Okmeydanı
Başbakan Erdoğan bir alışveriş merkezi açılışında bakkallara seslendi. Erdoğan, bakkal esnafın şikayetlerini bildiğini ve bu sorunun çözümünün birleşip süpermarket ile aşılacağını söyledi. Başbakan’’Bakkal amca devri bitti’’dedi. Bakkallar ise ‘’Bakkal amcalar seçimlerde başbakanı emekli dayı yapacağız’’ dediler. Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın açıklamalarına karşı bizlerde bakkal amcalarımızla bu açıklamayı ve şuan ki durumlarını, krizden ne kadar etkilendiklerini konuştuk…
Metro Market: Hasan Akdoğan
Başbakan’ın bu sözüne kesinlikle katılmıyoruz. Bakkal işletmek o kadar kolay ve kazançlıysa gelsin işletsin. Avrupa da küçük esnaflar korunuyor ama Türkiye de eziliyor. Esnaf kriz’in etkisiyle ayakta zor durur hale geldi borç olmayan kartlarımız şimdi hepsi borç çok kötü durumdayız.
Kardelen Market:
Tayip Erdoğan’ın yaptığı açıklama ondan beklenen bir hareket. Bütün sorunları biz yaşıyoruz AKP koltuğa oturduğundan beri bu ülke yaşanmaz hale geldi. Tayip Erdoğan yaptığı açıklamalarla, hareketleri ile kendisini tarif ediyor. Biz onu belediye başkanı olduğu zaman’larını da biliyoruz. Hepimiz görüyoruz ki AKP zulmü esnafı, işçiyi hak aratmaz hale geldi. Öyle bir akıldan böyle bir fikir çıkar diyorum.
ÇETİN Market: Çetin Soylu
İnsanlar geldikleri yeri unutursa ne söylediklerini bilmezler. Şu anki durumum çok bozuk böyle insandan böyle başbakanlık beklenir. Ne çektiklerimizi biz biliriz, zaten borç batağındayız. Başbakan oğluna verdiği krediyi bize de versin açalım süpermarket. Bu hayat artık zor geliyor esnaflara.
FURKAN Market: Hatice Kaplan
Çok saçma bir fikir. Bakkal demek Mahallenin Anası Babası demektir. Bakkal veresiye verir yeri gelir halkına yardım eder ama süpermarket nasıldır biliriz. Kriz yok diyen Başbakan duysun kriz bizleri de etkiledi kimse de iş yok para yok gücümüz kalmadı yetti artık. Bakkalların birleşmesi lazım evet ama yürümek için birleşmesi lazım. Yakındır bakkalların birleşip hükümeti protesto etmesi tepkilerini göstermesi.
İKİZLER Market:
Tayip her yerde bir laf söylüyor biz onun laflarına uyacak değiliz. Baba oğlu ile anlaşamıyor biz nasıl başkasıyla anlaşalım. Teğet geçti dedi Tayip sizce kriz teğet geçti mi? Kriz bütün esnafı vurdu kira ödeyemez duruma geldik. Kriz bizi hiç teğet geçmedi Başbakan.
DİMAR Market: Ahmet Kızılkaya
Başbakana helal olsun bu lafından dolayı ondan beklenir zaten bir tek. Bakkal sisteminden yararlanan binlerce insan var bakkallar kapatılırsa insanlar ne yapar Başbakan’a sormak lazım. Bizim yeşil sermaye ile bağlantımız olmadığı için ondanda faydalanamıyoruz. Kendisi ve çevresindekiler süpermarket sahibi olduğu için hava hoştur. Bakkalların kapanması onlara yarayacaktır servetlerine servet katacaktır. Bakkallar kapandığı zaman bu kadar küçük esnaf ne iş yapacak ve ailesine ne ile geçindirecektir. Birleşin diyor kendisi kardeşi ile birleşiyor mu? Başbakan unutmasın ki bugünün yarını da var gelsin bakkalı o işletsin. Biz bakkal amcalar seçimlerde onu emekli dayı yapacağız…
Metro Market: Hasan Akdoğan
Başbakan’ın bu sözüne kesinlikle katılmıyoruz. Bakkal işletmek o kadar kolay ve kazançlıysa gelsin işletsin. Avrupa da küçük esnaflar korunuyor ama Türkiye de eziliyor. Esnaf kriz’in etkisiyle ayakta zor durur hale geldi borç olmayan kartlarımız şimdi hepsi borç çok kötü durumdayız.
Kardelen Market:
Tayip Erdoğan’ın yaptığı açıklama ondan beklenen bir hareket. Bütün sorunları biz yaşıyoruz AKP koltuğa oturduğundan beri bu ülke yaşanmaz hale geldi. Tayip Erdoğan yaptığı açıklamalarla, hareketleri ile kendisini tarif ediyor. Biz onu belediye başkanı olduğu zaman’larını da biliyoruz. Hepimiz görüyoruz ki AKP zulmü esnafı, işçiyi hak aratmaz hale geldi. Öyle bir akıldan böyle bir fikir çıkar diyorum.
ÇETİN Market: Çetin Soylu
İnsanlar geldikleri yeri unutursa ne söylediklerini bilmezler. Şu anki durumum çok bozuk böyle insandan böyle başbakanlık beklenir. Ne çektiklerimizi biz biliriz, zaten borç batağındayız. Başbakan oğluna verdiği krediyi bize de versin açalım süpermarket. Bu hayat artık zor geliyor esnaflara.
FURKAN Market: Hatice Kaplan
Çok saçma bir fikir. Bakkal demek Mahallenin Anası Babası demektir. Bakkal veresiye verir yeri gelir halkına yardım eder ama süpermarket nasıldır biliriz. Kriz yok diyen Başbakan duysun kriz bizleri de etkiledi kimse de iş yok para yok gücümüz kalmadı yetti artık. Bakkalların birleşmesi lazım evet ama yürümek için birleşmesi lazım. Yakındır bakkalların birleşip hükümeti protesto etmesi tepkilerini göstermesi.
İKİZLER Market:
Tayip her yerde bir laf söylüyor biz onun laflarına uyacak değiliz. Baba oğlu ile anlaşamıyor biz nasıl başkasıyla anlaşalım. Teğet geçti dedi Tayip sizce kriz teğet geçti mi? Kriz bütün esnafı vurdu kira ödeyemez duruma geldik. Kriz bizi hiç teğet geçmedi Başbakan.
DİMAR Market: Ahmet Kızılkaya
Başbakana helal olsun bu lafından dolayı ondan beklenir zaten bir tek. Bakkal sisteminden yararlanan binlerce insan var bakkallar kapatılırsa insanlar ne yapar Başbakan’a sormak lazım. Bizim yeşil sermaye ile bağlantımız olmadığı için ondanda faydalanamıyoruz. Kendisi ve çevresindekiler süpermarket sahibi olduğu için hava hoştur. Bakkalların kapanması onlara yarayacaktır servetlerine servet katacaktır. Bakkallar kapandığı zaman bu kadar küçük esnaf ne iş yapacak ve ailesine ne ile geçindirecektir. Birleşin diyor kendisi kardeşi ile birleşiyor mu? Başbakan unutmasın ki bugünün yarını da var gelsin bakkalı o işletsin. Biz bakkal amcalar seçimlerde onu emekli dayı yapacağız…





